Bazen düşüncelere dalarım. İnsan, toplum içine karıştığı anlarda, her zaman kendisi midir? Herkese aynı kişilikte mi görünür, yoksa kişiye göre değişir mi hali, tavrı? Peki ya hep maskeli geziyorsa? O zaman da şu soru kurcalıyor kafamı; insanın gün içinde takındığı kaç maske vardır acaba? Maskelerini kuşandığında başkalarını mı kandırıp ikna ediyor, yoksa kendinden mi kaçıyor?
Bana göre çok mühim sorular bunlar ve elbette verilebilecekse cevapları da çok önemlidir.
İnsanın gün içinde takındığı maskelerin sayısı sanırım rol aldığı sahnelerin sayısı kadar çok. Evde başka, işte başka, arkadaşlarının yanında ya da aynanın karşısında tek başınayken bambaşka...
Sorunun ikinci kısmına gelince; asıl trajedi de burada başlıyor zaten. İnsan ilk maskeyi başkalarını ikna etmek için taksa da zamanla o maskenin ağırlığı altında ezilmemek için en çok kendini kandırmaya ve kendinden kaçmaya başlıyor. Başkalarına oynadığı rolü bir süre sonra kendi hakikati sanacak kadar derin bir kaçış yaşıyor.
Bazen her şey gözümüzün önünde bir anda değişmiş gibi gelir ama aslında farkındalığımız değişmiştir. Bir sabah uyanırsınız ve etrafınızdaki sesler, renkler, yapmacıklıklar bir anda kulağınızı tırmalamaya başlar. "Neden bu kadar hassaslaştım?" diye soruyorsunuz ya kendinize; belki de hassaslaşmadınız, sadece gözünüzdeki o eski, toz pembe filtre kalkmıştır. Bu aşamada gerçekler acıtıcı olsa da gözünüzü kapatmamak en iyisidir.
İnsanların maske takması genelde yeni bir durum değildir; acı olan, sizin o maskelerin arkasını görecek radara yeni sahip olmuş olmanızdır. Ve bu radar bir kere çalışmaya başladı mı, gürültüyü kısmak neredeyse imkansız hale gelir. Sahte bir tebessüm, ezbere verilmiş bir "nasılsın", arkasında bir çıkar barındıran o aşırı samimi iltifatlar... Hepsini hayretamiz bir şekilde izlemeye başlarsınız. Bu hissin insanı delirtme noktasına getirmesi de çok normal. Çünkü insan, doğası gereği bağ kurmak ister. Ama "herkesin bir rol yaptığı" bir tiyatro sahnesinde, gerçek bir bağ kuracak kimseyi bulamamak müthiş bir yalnızlık hissi yaratır.
İnsana dair hiçbir şey insanı şaşırtmamalı; zira belki maskeler her zaman "kötü niyet" demek değildir: Birçok insan kötü olduğu için değil; kabul görmek, kırılmaktan korkmak, yetersiz görünmemek ya da sadece ayakta kalabilmek için maske takar. Onların zayıflığını kendimize yük etmemeye çalışmalıyız. Hatta şunu da düşünebilmeliyiz; biz de aynı durumlara düşüyor olabiliriz.
Maskeler, insanların hassasiyetinin bir zayıflığı olduğu kadar süzgecidir de. Maskeli insanlarla karşılaştığınız anlarda yaşadığınız o bunaltı, sahteliğe karşı geliştirdiğiniz doğal bir alerji hissi olabilir. Bu süzgeç sizi yorabilir ama uzun vadede hayatınıza sadece gerçek olanı almanızı sağlar. Bu da daha özgüvenli olmanızı sağlayabilir.
Etrafınızdaki kalabalığın hepsinin samimi olmasını beklemek sizi tüketir. Bütün bir çevrenizi değiştiremezsiniz belki ama tek bir "gerçek" ilişki, yüzlerce maskelinin yarattığı gürültüyü susturmaya yeter. Ve bu da sizin için fazlasıyla tatminkar olabilir. Az ve öz insanlarla ünsiyet geliştirmek en güzelidir. Fakat bu noktaya erişene kadar nice badireler, imtihanlar atlatmak zorunda kalabilirsiniz. Mütemadiyen sahte ve maskeli yüzlerle karşılaşıyor olmak, bilinçli insanda gerçek yaralar açar.
İşte böyle bir kalabalığın ortasında zihninizde oluşan o uğultuyu hafifletebilmek için yeniden ve daha derinden şöyle düşünmek lazım gelir; Sizi yoran şey, insanların bu durumunu tam olarak şimdi fark etmiş olmanız mı, yoksa güvenebileceğiniz o az ve öz insanı bulamamanın getirdiği yalnızlık mı?
Bir de maskesini takmadan insan içine çıkmayan insanların tarafından bakalım meseleye şimdi: bu insanların en büyük handikapı belki de kendi kendisinden kaçması ve özündeki ben’e karşı da maskeli olmaya başlamasıdır. O kadar alışmıştır ki maskeli yaşamaya, kişi kendisiyle yüzleşmeye veya karşılaşmaya bile ürker hale gelir. Önce bir savunma mekanizması olarak başlayan maskeli davranmak artık vazgeçilmez bir yaşam olmuştur.
Kimi insan, okulda “ben dürüst bir öğrenciyim” ya da iş yerinde “ben ilkeli bir çalışanım” maskesini sunarken, aslında kendi yetersizlik hissiyle yüzleşmemek için en büyük yalanı belki de kendine söylüyor olabilir.
Mesela öğrenci kopya çekme cesaretini bulamadığı için bunu çalışarak dürüstlükten taviz vermeyen biri gibi maskeleyebilir. İş yerindeki işçi ise işten kaytaramamasını etik ve vakur bir duruş olarak maskeleyebilir. Tabii bundan, her çalışan öğrencinin cesaretsiz bir kopyacı anlamı çıkmasın. Ancak kimi insanlarda böyle bir durum söz konusu olabilir.
Şimdi en can alıcı soru parlayıverdi zihnimde:
Acaba insan en sağlam maskelerini başkalarından korunmak için değil de, kendi içindeki o çıplak ve kusurlu gerçeklikle yüzleşmemek için mi inşa ediyor? Zira kişi kendini başka insanlardan daha iyi tanır ve bilir. Ancak hatırlaması gereken hakikat ise şudur:
İnsanı yaratan Rabbi, insanı her yönüyle asıl tanıyan ve bilendir. Bu hakikati her daim yüreğinde, bilincinde tutanlar maske takma gereği duymaz ve kendi olur. Bu belki de en korunaklı sığınaktır onun için: Kendi olabilmek...
Yorumlar
Yorum Gönder