Ana içeriğe atla

BAŞARMANIN SUÇLULUĞU

 

    İnsan doğasının, başarıyı kutlamak yerine kıskançlık ve küçümsemeyle karşılama eğilimi maalesef yaygındır. Bu durum ise başarılı olan insanda çok ilginç bir halet-i ruhiyeye sebep oluyor. Buna başarmanın suçluluğu (Survivor's Guilt/Success Guilt) deniyor. Peki, başarılı olmuş bir insanda başarmanın suçluluğu hissi neden ortaya çıkar?

    Bir kişi başarılı olduğunda, içgüdüsel olarak takdir ve onay bekler. Ancak bu onay gelmediğinde( ki çoğu zaman gelmeyebilir) veya olumsuz tepkilerle karşılaştığında, zihin bunu bir tür tehlike veya dışlanma sinyali olarak algılayabilir.

    Bir şeyleri başarmış insanda başarmanın suçluluğu denilen durum, genellikle şu nedenlerle oluşur:

    Başarılı olan kişi, toplumsal bir baskı ve kıskançlıkla karşılaşabilir. Çevresindekilerin (aile, arkadaşlar, meslektaşlar) kıskançlık, eleştiri veya mesafeli davranışları ile karşılaşır. Bu durum, kişinin bilinçaltında "başarılı olmam, onlara zarar veriyor/üzüyor" düşüncesini tetikler.

    İnsanlar ait olma ihtiyacıyla yaşar. Başarı, kişiyi kendi sosyal grubunun "ortalamasından" ayırır. Başarılı kişi, geride kalanları bırakıyormuş veya onları geçiyormuş gibi hissederek, ayrılma ve yalnız kalma korkusuyla suçluluk duyabilir.

    Kişi, aynı şartlarda başlayan başkaları başarısız olurken kendi başarısını "hak etmediği" veya "şanslı olduğu" düşüncesine kapılabilir. Bu, özellikle zorlu bir rekabet veya kriz ortamından tek çıkan kişi olma durumunda belirgindir (Gazze’de olanları izlerken içine düştüğümüz hal gibi). Kişi başkalarına haksızlık yaptığı hissi yaşayabilir ve kendisi hayatta kalabildiği için suçluluk hissedebilir.

    "Başarı küçümsenir, bazen görmezden gelinir" tespiti genelde kabul görür. Bu da başarının en büyük düşmanlarından birini işaret ediyor: Pasif Agresif Onaylanmama. Yani dışsal tepkiler yıkıcı bir etki yaratabiliyor. Örneğin:

    Küçümseme: "Çok şanslıydın," "Aslında o kadar da zor bir şey değil," ya da "Zaten senin imkânın vardı," gibi ifadeler, kişinin emeğini ve yeteneğini değersizleştirir. Bu, kişinin kendi başarısından duyduğu haklı gururu hızla söndürür.

    Görmezden Gelme (En Kötü Onaylanmama): Bir kişinin en büyük ihtiyacı görünür olmaktır. Başardıklarının toplumsal bir değere yansıdığını görmek ister. Başarıya kayıtsız kalmak veya konuyu değiştirmek, başarılı kişiye "Başarın önemsiz ve sen değersizsin" mesajını verir. Bu, kıskançlıktan daha yıkıcı olabilir, çünkü varoluşsal bir reddediştir.

    Statü Koruması: Eleştiren veya küçümseyen kişiler, genellikle kendi yetersizlik duygularını gizlemeye çalışırlar. Başarılı kişiyi aşağı çekerek veya başarısını normalleştirerek, kendi statülerini ve özsaygılarını koruma çabasına girerler.

    Hayatta hedeflerini başarmış her insanın karşılaştığı başarmanın suçluluğu duygusunun içsel tuzağına düşmemek için insanın çaba göstermesi de gerekebilir. Başarınızdan dolayı suçluluk duymak veya dışsal olumsuz tepkilerin sizi yıldırmasına izin vermek yerine, bu durumla başa çıkmanın yollarını bulmak en sağlıklı yoldur diye düşünüyorum. Bu durumu yönetmek için belki şu yollar denenebilir:

    İç Onayı Önceliklendirmek: Başarının tanımı ve değeri, öncelikle sizin için ne ifade ettiğine bağlı olmalıdır. Dışarıdan gelen onayın geçici ve kontrol edilemez olduğunu kabul etmek en iyisidir. Kendi emek ve çabanızı kendiniz takdir etmeyi öğrenin. Kendi kendinize haksızlık etmeyin.

    Eleştiriyi Filtrelemek: Eleştiri, yapıcı mı yoksa kıskançlık temelli mi? Küçümsemenin, çoğunlukla eleştirenin kendi güvensizliklerinden kaynaklandığını unutmayın. Değerli geri bildirimleri alın, ancak zehirli sözleri kişisel algılamamaya çalışın.

    Değer Yaratan Bağlantılar Kurmak: Sizi yukarı çeken, başarınızı kutlayan ve ilham alan insanlarla bir araya gelin. Başkalarının başarılarını içtenlikle kutlamak da, bu kıskançlık döngüsünü kırmanıza yardımcı olur.

    Mentor Olmak: Suçluluk duygunuzu, başkalarına yardım etme ve yol gösterme fırsatına dönüştürebilirsiniz. Başarınızı paylaşarak, onu sadece size ait bir ayrıcalık değil, başkaları için de bir olanak haline getirin.

    Başarı; özveri, disiplin ve cesaretin bir sonucudur. Bu yolda suçluluk duymak yerine, emeğinizin hakkını vermeye ve ilerlemeye devam edin. Kıskançlık, ilerleyen arabanın arkasından atılan bir taştan farksızdır. Değerli okurlarıma nice başarılar dilerim...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KURŞUN SESLERİNDEN YANKILAR

       Benim adım Yemame. Beni her gün ekranlardan izliyorsunuz, ama tanımıyorsunuz. Bugün, yıkıntıların arasında yürürken annemin kucağını aradım. Ama annem yoktu… Yalnızca soğuk taşlar ve yıkılmış duvarlar vardı. Her adımımda ayaklarım, molozların arasında sıkıştı, taşlara takıldı. Defalarca düştüm, kalktım, yürüdüm. Nereye gideceğimi bilemeden... Gökyüzü patlayan bombalarla delik deşik, rüzgâr bile korkuyu taşıyordu.      Yiyecek bir şeyler bulmak için arandım… Taştan da sert bir parça ekmek buldum, elimde tuttuğumda ellerim kanadı. Toza bulanmıştı. Ama başka çarem yoktu, onu yemek zorundaydım. Başka çocuklar gibi ben de açım. Susadım… ama su yok. Sadece gökyüzüne bakıp umut etmeyi öğrenmiştim. Kupkuru dudaklarım, duaya durmuş, titriyor...      Babam, dün bombalamalarda yaralananlara yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha gelmedi. Komşularımızın anlattığına göre bir dron saldırısında bombalandı… Onlar babamı aldı benden....

KIRGIN BİR HAYKIRIŞ

  Biliyor musunuz, bugün tanınmaz hale gelmiş sokaklarda yürüdüm yine, bir hayalet, bir canlı cenaze misali... Ayaklarım sivri cam parçalarıyla parçalandı, kanadı. Her bastığımda yer ayaklarımın altından çekilir gibi un ufak olan tozlara dönüştü. Her adımda korkum biraz daha arttı. Annemi aradım ama bulamadım. Ablama seslendim, kimse ses vermedi sesime. Sadece yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş evler, harabeye dönmüş bir şehir vardı. Bir ses var mı diye kulağımı açtım… ama sadece patlayan bombaların yankısı vardı. Kalbim hızla atıyor, aklım deli gibi “Ya bir bomba daha düşerse?” diye soruyordu. İçimde hayatın nüvesi bir kırık umut var... Açlıktan başım dönüyordu, ağzıma sert de olsa bir şeyler koymalıydım. Sırtıma yapışan midemi bir şeyle susturmalıydım. Kum tadı vardı, bulduğum taş gibi ekmek parçasında. Yutkunmak azap gibiydi. Susuzluk boğazımı yakıyordu. Babam… Dün ekmek bulabilmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha dönmedi. Gözüm her bir köşe başına onu görür diye bakı...