Ana içeriğe atla

KIRGIN BİR HAYKIRIŞ

 


Biliyor musunuz, bugün tanınmaz hale gelmiş sokaklarda yürüdüm yine, bir hayalet, bir canlı cenaze misali... Ayaklarım sivri cam parçalarıyla parçalandı, kanadı. Her bastığımda yer ayaklarımın altından çekilir gibi un ufak olan tozlara dönüştü. Her adımda korkum biraz daha arttı. Annemi aradım ama bulamadım. Ablama seslendim, kimse ses vermedi sesime. Sadece yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş evler, harabeye dönmüş bir şehir vardı. Bir ses var mı diye kulağımı açtım… ama sadece patlayan bombaların yankısı vardı. Kalbim hızla atıyor, aklım deli gibi “Ya bir bomba daha düşerse?” diye soruyordu. İçimde hayatın nüvesi bir kırık umut var...


Açlıktan başım dönüyordu, ağzıma sert de olsa bir şeyler koymalıydım. Sırtıma yapışan midemi bir şeyle susturmalıydım. Kum tadı vardı, bulduğum taş gibi ekmek parçasında. Yutkunmak azap gibiydi. Susuzluk boğazımı yakıyordu. Babam… Dün ekmek bulabilmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha dönmedi. Gözüm her bir köşe başına onu görür diye bakıyor. Keskin nişancıların siluetini görüyordum her yerde. Düşündükçe gözlerim doluyor, babamı elimden almış olabilirler miydi? ama bir damla yaş düşüremiyorum. Ağlamak istiyorum ama ağlayamıyorum, sadece kupkuru hıçkırıklarla sarsılıyorum.

Yıkıntılar arasında başka çocukları gördüm. Onlar da benim gibi korkuyordu. Gözleri büyümüş, korkudan elleri titriyordu. Bomba sesleri yakınlaşınca taş yığınlarına sığınıyorduk birlikte. Açlık, ölümün gölgesini üzerimize seriyordu… Gözlerimize ölümün durgun ve buruk donukluğu yerleşiyordu.

Bir su birikintisi bulduk. İçindeki su bulanıktı, kirli görünüyordu. Susuzluk dayanılmazdı… O suyu içmeye cesaret edemedim ama çocuklardan birkaçı içti. O anda bir bomba düştü. Toprak ve taşlar havaya savruldu. Her birimiz bir tarafa savrulduk, kendine gelenlerimiz korkuyla yere yattık. Bombalamanın durmasını bekliyorduk. Birkaç çocuk daha hayattan kopmuştu. Nefesimi tutuyordum, ama kalbim sanki göğsümü yırtacak gibiydi. Hayatta kalmak… Sadece nefes almak bile büyük bir mücadeleydi.

Akşam oluyordu. Gökyüzü hâlâ soluk sarıydı ama harabelerden sızan kırmızı ışık bana biraz umut verdi. Bir çocuk bana baktı, “Bir gün oynayabileceğimiz bir yer bulacağız ve karnımız doyacak,” dedi. Ben başımı salladım ama içimden biliyorum… Bugün o gün değildi. Bugün hâlâ gölgeleriz. Ellerimiz titriyor, gözlerimizde kaybolmuş umutlarımız var. Yine de birbirimize teselli vermeliydik, başka tutunacak dalımız yoktu.

Biliyor musunuz? Bazen gözlerimi kapatıyorum ve sadece bir çocuk olmak istiyorum. Ama artık o çocuk değilim. Ben… Hayatta kalmaya çalışan bir çocuk, bir gölge, bir kayıp umut… Her nefesim bir mucizeye tutunmak demek. Ama mucizeler de solup gidiyor, acımasız savaşın gölgesinde. Ve ben, nereye tutunacağımı bilmeden, sadece nefes almayı başarmaya çalışıyorum.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KURŞUN SESLERİNDEN YANKILAR

       Benim adım Yemame. Beni her gün ekranlardan izliyorsunuz, ama tanımıyorsunuz. Bugün, yıkıntıların arasında yürürken annemin kucağını aradım. Ama annem yoktu… Yalnızca soğuk taşlar ve yıkılmış duvarlar vardı. Her adımımda ayaklarım, molozların arasında sıkıştı, taşlara takıldı. Defalarca düştüm, kalktım, yürüdüm. Nereye gideceğimi bilemeden... Gökyüzü patlayan bombalarla delik deşik, rüzgâr bile korkuyu taşıyordu.      Yiyecek bir şeyler bulmak için arandım… Taştan da sert bir parça ekmek buldum, elimde tuttuğumda ellerim kanadı. Toza bulanmıştı. Ama başka çarem yoktu, onu yemek zorundaydım. Başka çocuklar gibi ben de açım. Susadım… ama su yok. Sadece gökyüzüne bakıp umut etmeyi öğrenmiştim. Kupkuru dudaklarım, duaya durmuş, titriyor...      Babam, dün bombalamalarda yaralananlara yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha gelmedi. Komşularımızın anlattığına göre bir dron saldırısında bombalandı… Onlar babamı aldı benden....

BAŞARMANIN SUÇLULUĞU

       İnsan doğasının, başarıyı kutlamak yerine kıskançlık ve küçümsemeyle karşılama eğilimi maalesef yaygındır. Bu durum ise başarılı olan insanda çok ilginç bir halet-i ruhiyeye sebep oluyor. Buna başarmanın suçluluğu (Survivor's Guilt/Success Guilt) deniyor. Peki, başarılı olmuş bir insanda başarmanın suçluluğu hissi neden ortaya çıkar?      Bir kişi başarılı olduğunda, içgüdüsel olarak takdir ve onay bekler. Ancak bu onay gelmediğinde( ki çoğu zaman gelmeyebilir) veya olumsuz tepkilerle karşılaştığında, zihin bunu bir tür tehlike veya dışlanma sinyali olarak algılayabilir.      Bir şeyleri başarmış insanda başarmanın suçluluğu denilen durum, genellikle şu nedenlerle oluşur:      Başarılı olan kişi, toplumsal bir baskı ve kıskançlıkla karşılaşabilir. Çevresindekilerin (aile, arkadaşlar, meslektaşlar) kıskançlık, eleştiri veya mesafeli davranışları ile karşılaşır. Bu durum, kişinin bilinçaltında "başarıl...