Ana içeriğe atla

KURŞUN SESLERİNDEN YANKILAR

 

    Benim adım Yemame. Beni her gün ekranlardan izliyorsunuz, ama tanımıyorsunuz. Bugün, yıkıntıların arasında yürürken annemin kucağını aradım. Ama annem yoktu… Yalnızca soğuk taşlar ve yıkılmış duvarlar vardı. Her adımımda ayaklarım, molozların arasında sıkıştı, taşlara takıldı. Defalarca düştüm, kalktım, yürüdüm. Nereye gideceğimi bilemeden... Gökyüzü patlayan bombalarla delik deşik, rüzgâr bile korkuyu taşıyordu.

    Yiyecek bir şeyler bulmak için arandım… Taştan da sert bir parça ekmek buldum, elimde tuttuğumda ellerim kanadı. Toza bulanmıştı. Ama başka çarem yoktu, onu yemek zorundaydım. Başka çocuklar gibi ben de açım. Susadım… ama su yok. Sadece gökyüzüne bakıp umut etmeyi öğrenmiştim. Kupkuru dudaklarım, duaya durmuş, titriyor...

    Babam, dün bombalamalarda yaralananlara yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha gelmedi. Komşularımızın anlattığına göre bir dron saldırısında bombalandı… Onlar babamı aldı benden. Onu çok özlüyorum. Ama onunla ancak Cennette görüşebileceğim... Artık kimsem yok, tek başımayım. Dünyam, birdenbire çok yabancı ve çok ürküntü veren bir yer oldu. Kime güveneceğim? Dünyadaki herkes zalim bir düşman mı bana?

    Yıkıntılar arasında dolaşırken, karşılaştığım başka çocuklar oluyor. Hep birlikte yıkıntılar arasında eski hayatımızı arıyoruz. Nerede yerle bir edildi, toprağa gömüldü hayatlarımız? Hepimiz birer hayalet gibiydik. Ürkünç mahluklara dönmüştük. Üzerimizde lime lime olmuş giysiler, kan, ter ve toprağa bulanmış... Her an her saniye kurşun seslerinin yankılamalarını dilemek zorundaydık. Yakınımıza düşecek bir bomba ölesiye korkutuyordu bizi. Eski günlerimizin hayalleri gözlerimizin önünden gitmiyordu. Bahçeli evimizde koşturarak oynadığımız oyunlar, annemin pişirdiği enfes pastalar, ailece mutlu olduğumuz günler... en sevdiğim meyveyi dalından alarak iştahla yediğim günler... Hepsi birer hayal oldu, uçup gitti.

    Gözlerim yaşla doluyor. Ağlasam da beni kollarında avutacak kimsem yok... Ağlamaya cesaret edemiyorum. Çünkü sesimi duyuramıyorum. Dünya, savaşın gürültüsünde donakalmış bir seyirciydi ve bizi bir film izler gibi izliyordu. Savaşın korkunçluğunu, bize çektirdiği acıları anlayamıyorlar mıydı? Canımızın nasıl yandığını göremiyorlar mı? Yoksa bizi hep birlikte ölüme mi mahkum etmişlerdi? Öyle olmalıydı, hiç yardım gelmiyordu... Gelen yardımlar varsa da bize ulaşmıyordu...

    Yaşarsam eğer, bana yaşatılanları asla unutmayacaktım. Bu topraklarda, doğduğum vatanımdan ayrılmayacaktım. Anne ve babamın gömüldüğü bu topraklara ben de gömülecektim. Bir anlığına düşüncelerimin verdiği üzüntüden kendimi kaybettim… Nerede kaldı o masum çocukluğum? Oysa sadece on bir yaşındaydım. Ama ben artık sadece hayatta kalmaya çalışan bir çocuktum. Ve belki de bir daha asla, sadece çocuk olamayacaktım.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BAŞARMANIN SUÇLULUĞU

       İnsan doğasının, başarıyı kutlamak yerine kıskançlık ve küçümsemeyle karşılama eğilimi maalesef yaygındır. Bu durum ise başarılı olan insanda çok ilginç bir halet-i ruhiyeye sebep oluyor. Buna başarmanın suçluluğu (Survivor's Guilt/Success Guilt) deniyor. Peki, başarılı olmuş bir insanda başarmanın suçluluğu hissi neden ortaya çıkar?      Bir kişi başarılı olduğunda, içgüdüsel olarak takdir ve onay bekler. Ancak bu onay gelmediğinde( ki çoğu zaman gelmeyebilir) veya olumsuz tepkilerle karşılaştığında, zihin bunu bir tür tehlike veya dışlanma sinyali olarak algılayabilir.      Bir şeyleri başarmış insanda başarmanın suçluluğu denilen durum, genellikle şu nedenlerle oluşur:      Başarılı olan kişi, toplumsal bir baskı ve kıskançlıkla karşılaşabilir. Çevresindekilerin (aile, arkadaşlar, meslektaşlar) kıskançlık, eleştiri veya mesafeli davranışları ile karşılaşır. Bu durum, kişinin bilinçaltında "başarıl...

KIRGIN BİR HAYKIRIŞ

  Biliyor musunuz, bugün tanınmaz hale gelmiş sokaklarda yürüdüm yine, bir hayalet, bir canlı cenaze misali... Ayaklarım sivri cam parçalarıyla parçalandı, kanadı. Her bastığımda yer ayaklarımın altından çekilir gibi un ufak olan tozlara dönüştü. Her adımda korkum biraz daha arttı. Annemi aradım ama bulamadım. Ablama seslendim, kimse ses vermedi sesime. Sadece yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş evler, harabeye dönmüş bir şehir vardı. Bir ses var mı diye kulağımı açtım… ama sadece patlayan bombaların yankısı vardı. Kalbim hızla atıyor, aklım deli gibi “Ya bir bomba daha düşerse?” diye soruyordu. İçimde hayatın nüvesi bir kırık umut var... Açlıktan başım dönüyordu, ağzıma sert de olsa bir şeyler koymalıydım. Sırtıma yapışan midemi bir şeyle susturmalıydım. Kum tadı vardı, bulduğum taş gibi ekmek parçasında. Yutkunmak azap gibiydi. Susuzluk boğazımı yakıyordu. Babam… Dün ekmek bulabilmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha dönmedi. Gözüm her bir köşe başına onu görür diye bakı...