Ana içeriğe atla

GÜVERCİN KANADINDA HAYATLAR

 


Vurdular güvercinleri.

Uçup gittiler bilinmeyen diyarlara.

Kimse ağlamıyor artık arkalarından.

Acı, kan ve gözyaşıyla dolu bir dünyayı

Yüzüstü bırakıp uçtular.

Huzur kalmamış, sevgi, merhamet kalmamıştı.

Saf bir çıkarcılık ve

Simsiyah bir nefretle dolmuştu

Yer ile gök arası.

Çocuklara göre değildi buralar,

Göç etmeliydiler.

Kimsenin canlarını acıtmayacağı,

Uzuvlarını bombalarla parçalamayacağı,

Açlık ve susuzlukla işkence etmeyeceği

Öte diyarlara gitmeliydiler.

Kendilerini seven analarını babalarını

Ve kardeşlerini ve dedelerini bırakmak zorunda kaldılar.

Nasılsa çok geçmeden onlar da

Arkadan yetişecekti kendilerine.

Uçtular.

Zarifçe kanat çırpan,

Havayı incitmeden süzülen güvercinler gibi…

Artık ağlamayacaklardı.

Aksine sonsuz nimetlerle sarmalanacaklardı.

Açlık çekmeyeceklerdi, susuzluk da.

En sevdikleri meyveleri ellerini uzatınca alacaklardı.

Göklerin merhameti yağacaktı üzerlerine.

Lakin kimseler görmüyordu bu mesut sonu…

Zannediliyordu ki

Zalimin, katilin, kan içicilerin, cümle şeytanîlerin

Yanına kalacak bu fani ve değersiz dünya.

Yanılgıları içinde debelenen

Deforme olmuş insan soyu,

Yapıp etmelerinden sorulmayacak sanıyor.

En büyük aldanış da bu değil miydi?

Mühlet verildiği için

Geciken karşılık gelmeyince

Hiç cezası olmayacak zannetmek

Ne akıl almaz bir aldanış!




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KURŞUN SESLERİNDEN YANKILAR

       Benim adım Yemame. Beni her gün ekranlardan izliyorsunuz, ama tanımıyorsunuz. Bugün, yıkıntıların arasında yürürken annemin kucağını aradım. Ama annem yoktu… Yalnızca soğuk taşlar ve yıkılmış duvarlar vardı. Her adımımda ayaklarım, molozların arasında sıkıştı, taşlara takıldı. Defalarca düştüm, kalktım, yürüdüm. Nereye gideceğimi bilemeden... Gökyüzü patlayan bombalarla delik deşik, rüzgâr bile korkuyu taşıyordu.      Yiyecek bir şeyler bulmak için arandım… Taştan da sert bir parça ekmek buldum, elimde tuttuğumda ellerim kanadı. Toza bulanmıştı. Ama başka çarem yoktu, onu yemek zorundaydım. Başka çocuklar gibi ben de açım. Susadım… ama su yok. Sadece gökyüzüne bakıp umut etmeyi öğrenmiştim. Kupkuru dudaklarım, duaya durmuş, titriyor...      Babam, dün bombalamalarda yaralananlara yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha gelmedi. Komşularımızın anlattığına göre bir dron saldırısında bombalandı… Onlar babamı aldı benden....

BAŞARMANIN SUÇLULUĞU

       İnsan doğasının, başarıyı kutlamak yerine kıskançlık ve küçümsemeyle karşılama eğilimi maalesef yaygındır. Bu durum ise başarılı olan insanda çok ilginç bir halet-i ruhiyeye sebep oluyor. Buna başarmanın suçluluğu (Survivor's Guilt/Success Guilt) deniyor. Peki, başarılı olmuş bir insanda başarmanın suçluluğu hissi neden ortaya çıkar?      Bir kişi başarılı olduğunda, içgüdüsel olarak takdir ve onay bekler. Ancak bu onay gelmediğinde( ki çoğu zaman gelmeyebilir) veya olumsuz tepkilerle karşılaştığında, zihin bunu bir tür tehlike veya dışlanma sinyali olarak algılayabilir.      Bir şeyleri başarmış insanda başarmanın suçluluğu denilen durum, genellikle şu nedenlerle oluşur:      Başarılı olan kişi, toplumsal bir baskı ve kıskançlıkla karşılaşabilir. Çevresindekilerin (aile, arkadaşlar, meslektaşlar) kıskançlık, eleştiri veya mesafeli davranışları ile karşılaşır. Bu durum, kişinin bilinçaltında "başarıl...

KIRGIN BİR HAYKIRIŞ

  Biliyor musunuz, bugün tanınmaz hale gelmiş sokaklarda yürüdüm yine, bir hayalet, bir canlı cenaze misali... Ayaklarım sivri cam parçalarıyla parçalandı, kanadı. Her bastığımda yer ayaklarımın altından çekilir gibi un ufak olan tozlara dönüştü. Her adımda korkum biraz daha arttı. Annemi aradım ama bulamadım. Ablama seslendim, kimse ses vermedi sesime. Sadece yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş evler, harabeye dönmüş bir şehir vardı. Bir ses var mı diye kulağımı açtım… ama sadece patlayan bombaların yankısı vardı. Kalbim hızla atıyor, aklım deli gibi “Ya bir bomba daha düşerse?” diye soruyordu. İçimde hayatın nüvesi bir kırık umut var... Açlıktan başım dönüyordu, ağzıma sert de olsa bir şeyler koymalıydım. Sırtıma yapışan midemi bir şeyle susturmalıydım. Kum tadı vardı, bulduğum taş gibi ekmek parçasında. Yutkunmak azap gibiydi. Susuzluk boğazımı yakıyordu. Babam… Dün ekmek bulabilmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha dönmedi. Gözüm her bir köşe başına onu görür diye bakı...