İsrail bunu hep yapıyor. On
yıllardır Müslüman ümmeti taciz edip kışkırtmak için ellerinden gelen her şeyi
yapıyorlar. Yüz yıl önce Kudüs elimizden çıktığından beridir Filistin
topraklarında zulüm dinmedi. Şiddetini arttırarak günümüze kadar geldi. Hemen
her Ramazan veya bayram gününde İsrail İslam ümmetinin adeta gözünün içine
bakarak alay ederek, şişinerek saldırılarını yapmaya devam etti, ediyor. Hiçbir
kutsalı tanıdığı yok. Şu günlerde de Gazze’yi soykırıma tabii tutuğu tüm
dünyanın gözü önünde cereyan ediyor velakin vicdanlar köreldiği, haçlı
zihniyeti tarihindeki en berbat dehşetiyle hortladığı için Batı’dan da ses
çıkmıyor! Hatta desteklerini açık bir şekilde izhar ediyorlar!
İsrail biliyor ki küfür milletleriyle
birlik olup, İslam ümmetini birçok sorunla paramparça etmişlerdir. Müslümanlar
artık kendi aralarında birlik oluşturamayacak kadar birbirlerinden ayrı gayrı
düşmüşlerdir. İslam ülkelerinin birçoğunu yönetimine kendi yandaşlarını,
işbirlikçilerini getirmişlerdir. Bu yöneticilerin ipleri kendi
ellerindedir. Ektikleri fitne fesat
tohumları boylarını aşmıştır. Şeytani planlarıyla İslam ülkelerini bir araya
gelemeyecek şekilde dizayn etmişlerdir. Bundan dolayı kendilerine karşı bir güç
ortaya koyamayacaklarından emin oldukları için böyle pervasızca saldırmaktalar.
Nasılsa uluslararası tüm kuruluşlar da İsrail’i desteklemektedir. O halde kim
tutabilir fesat taifesini? Böyle bir
desteği arkasına alan Katil ve cani İsrail dur durak bilmiyor!
Filistinli kardeşlerimiz,
çocuklarını gençlerini tek tek toprağa verirken İslam ülkelerindeki Müslümanlar
oturdukları yerde kan ağlamaktalar. Ellerinden bir şey gelmemenin çaresizliğini
en derin ateşini yaşamaktalar. Sadece dualarla bu zulmün bir gün biteceği günün
gelmesinin bekliyorlar. Peki bu doğru bir yöntem midir? Malcom X bir keresinde
şöyle haykırıyordu beyaz adamın sınır tanımaz zulmü karşısında; “Şiddeti dua
ederek engelleyemezsiniz!”
Neden? Çünkü şiddeti uygulayana
denk bir kuvvetle caydıramazsanız dualarınız bunu hiç yapamaz. Zulmün
agresifliğini, sınır tanımazlığını ve vahşetini ancak o zulmü engelleyecek bir
kuvvet ortaya koyarak ortadan kaldırabilirsiniz. Bu kuvveti de ancak ülkelerin
başlarında bulunan “erk sahipleri” oluşturabilirler. Halkların eli kolu
bağlıdır maalesef. Ellerinden ancak protesto etme, miting yapma geliyor. Emir
ve salahiyet yetkisini ellerinde bulunduranlar etkin bir eylemle harekete
geçmezlerse İsrail’in bu zulmü tüm dünyayı ateşe verecektir Dünyayı
değiştirecek olan dua değil, eylemdir!” kavli duaların aziz eylemi olmadıkça
zalim zulmünden geri kalacak değildir.
Bu yüzden şerir ve katil
İsrail’in zulmünü durdurmak istiyorsak harekete geçip İsrail’in ellerini
kollarını bağlayacak yaptırımları uygulamaya koymak gerekmektedir. Müslümanlara
zulmetmeyi bırakmak zorunda kalacağı yaptırımlar… Bu yaptırımları yapabilecek
olanlar da İslam ülkelerinin yöneticileridir. Onlar halklarıyla aynı düşüncede
aynı hissiyatta değillerse, şiddeti sözüm ona kınayan hamasi sözleriyle havanda
su döverler sadece. Bu yüzden en büyük sorumluluk devlet başkanlarına
düşmektedir. Duaysa milyonlarca Müslüman duada şu anda. Bu dualarla gök kubbe
zalimin üstüne düşmüyorsa Rabbimin mühlet vermesindendir. Evet, Rabbimiz de
zulmün kaldırılmasını emreder. Ama bunu bizim ellerimizle olmasını ister. Bu
önemli bir sorumluluktur.
“Onlara yeryüzünde fesat
çıkarmayın!” denildiğinde “Bilakis biz toplumu düzeltmeye çalışan kimseleriz!”
derler. İyi bilin ki asıl onlardır bütünüyle toplumun düzenini bozan kimseler,
ama bunu fark edemiyorlar!” Bakara suresi- 11-12) Fesat çıkaranlar, dünyayı
ateşe verenler gün gibi ortada. Fakat bu fesadı ortadan kaldıracak hak güçler
nasıl oluşturulacak? Asıl mesele bu değil midir? Her saldırı sonrası
Müslümanlar ağlaya sızlaya duaya duruyor, ama bu İsrail keferesini hiçbir
şekilde durdurmuyor. Fakat zulüm ilelebet sürmeyecektir! Elbette İsrail’in
içinden Musa’lar zuhur edecektir! Dünyadaki tüm vicdan ve merhamet sahipleri
Filistin için din, dil, ırk farkı gözetmeden bir araya gelip, zulmü kaldırmak
için harekete geçtikleri anda İsrail yerle bir olacaktır.
Yahudiler tarih boyunca içinde
bulundukları toplumlara zarar vermişlerdir. Seçkin millet oldukları hezeyanına
o kadar inanmışlardır ki bu iddiayı ileri sürerek hükmetmeye çalışmışlardır.
Yüz yıllar boyunca başta Hıristiyan toplumlar olmak üzere hep marjinal bir
kesim olarak kalmışlardır. Genellikle toplumlarda ekonomik gücü ellerinde
bulundurarak insanları perde gerisinde yönetmek istemişlerdir. Bu yüzden
sinsiliklerinden dolayı sevilmemişler, dışlanmışlardır. Ancak gün geldi dönek
toplum olmalarının semeresini toplamaya karar verdiler. Ve tarihi maniple
ederek, II. Dünya Savaşı’nda Hitlerin kendileriyle yaptığı danışıklı döğüşü
fazlasıyla abartarak kurban rolünü çok iyi oynadılar. Hitlerin yaptığı iddia
edilen tüm zulümleri Yahudiler yapmışlardır. Maksatları Almanya ve Avrupa’nın
kendileri için güvenli bir yer olmadığını güya ispatlayarak, Yahudilerin
İsrail’e göç etmelerini sağlamaktı. Öyle ki vicdanları iğdiş ederek mazlum
olduklarına inandırdılar. Batı’dan bunun karşılığını aldılar. 1897 ilk Siyonist
kongrelerinden beri vaat edilmiş topraklar olarak Filistin’i yani Müslümanların
topraklarını talep ettiler. Dünyanın sosyal ve siyasi şartlarını bunun için
dizayn ettiler ve İngilizlerin canhıraş çalışmaları sayesinde 1948’te Haydut
devlet oluşturuldu. Yeter ki Avrupa’dan çıksınlar diye başta İngiltere olmak üzere
tüm batı alemi el birlik çalıştılar. Bugün de bu desteklerini vermeye devam
etmektedirler.
Fesat veya topyekûn bozgunculuk
sadece sözlü dualarla kaldırılabilir mi?
Lafla değil peynir gemisinin, kâğıttan bir geminin bile
yüzdürülemeyeceğini herkes bilir. Belki de tüm sorun iyi insanların, adaleti
arayanların eylemsizliğinde yatıyor! O halde zalimi zulmünden caydırmak, hizaya
getirmek için onların kuvvetlerine denk kuvvetler olmak gerek. Bu kuvvetler
hakkın ikamesi, mazlumun korunması ve zalimin canavarlığının önüne set çekmek
için olmalıdır. Bu gücü oluşturmak tek
tek fertlerin değil devletlerin yapabileceği işlerdendir. Ortadoğu’ya dünyanın
tüm şer güçlerinin zorla yerleştirdiği İsrail haydut devletinin yaptıklarından
hesaba çekmek için Müslüman devletlerin birlik oluşturmaları, zalim ve
saldırgan İsrail’i gereken hizaya çekmeleri lazımdır. Vicdanı olan her insanı
da yanlarına çekmeleri gerekmektedir. Esasen İsrail’in zulmünü bu denli
pervasız bir şekilde uygulayabiliyor olması, tarihi dahi manipüle ederek dünya
insanlığını bir yalana inandırmış olmasındandır. Hitlerin 2. Dünya savaşında
yaptıklarının ceremesini Müslümanlara kesmektedir.
“Ebu Leheb ’in eli kurusun,
kurudu da…” Leheb suresi- 1.(İsrail’in) iki elinin de kurutulması insanlık için
elzemdir. Ki elleri ile irtikap ettiği zulüm ve fitne fücura son verilebilsin. İsrail’in
iki eli demek sahip olduğu ekonomik güç ve siyasi iktidardır. Buna göre
stratejik yaptırımlar uygulanırsa ayetin müjdesi bekliyor Müslümanları.
İsrail’in iki eli de kuruyacak. Er ya da geç. Bugün Müslüman halklar duadadır.
Şimdi eylem zamanıdır. Eylem ise erk sahiplerinin harekete geçmesini
gerektirmektedir.
Şimdi elzem soru şu; Batı’nın
şımarık çocuğu karşısında halkı Müslüman devletler ne kadar yetkinlik
gösterebilecekler? Gerekirse BM’nin varlık sebebini tartışmaya açabilecekler
mi? Hatta BM ortadan kaldırıp adil ve insani bir dünyanın oluşturulması için
çaba gösterilecek mi?
Öte taraftan Batı beslemesi İsrail çocukça
davransa da çocuk değildir, çocuk safiyetini asla taşımamaktadır! On yıllardır şımarık
İsrail zulmünü katliamlarını tekrarlıyor. Tüm insanlığın vicdanında kendi
kendisini mahkûm ediyor ve sonunu hazırlıyor. Buna karşılık Müslüman halklar ve
onların yöneticileri aynı hissiyat ve düşüncelerle harekete geçmezlerse
korkarım ki bu devletler ve yöneticileri varlık sebeplerini tartışmaya
açacaklardır. Ardından da çözülme başlayacaktır. Belki de tüm sorun iyi
insanların, adaleti arayanların eylemsizliğinde yatıyor! Bu eylemsizlik ortadan
kaldırılıp harekete geçildiğinde ise kendini insanlıktan üstün gören velakin
canavarlığın da ötesinde olan İsrail’e esaslı bir ders verilebilsin ve kendine
gelebilsin. Ve yine çağlar üstü ayetlerimiz Şuara suresinin son ayeti bu
anlamda genel bir yasa ortaya koyar. “ … Zalimler nasıl bir inkılapla
devrileceklerini bileceklerdir. “ Şuara- 227. Eğer zulümden el çekmezse
İsrail’in sonu yakındır!
Yorumlar
Yorum Gönder