Değerli okuyucu, “İnsan denen meçhul” yazıma yorumunuzda; "Hallac-ı Mansur “Enel hakk” derken insan olmanın neresindeydi? Yahut beşer, insan diye sınıflandırırken arafta kalanlara ne denir? Cisimden ayrılırsam ruhum tek başına neyi ifade eder?" diye soruyorsunuz.
Aslında bu soruların cevap makamı olarak görmüyorum kendimi. Eminim bu sorulara mükemmel cevaplar verebilecek alimlerimiz vardır. Ben onlardan değilim belki. Ama yine de düşüncelerimi paylaşmakta fayda görüyorum. İnsanı, tabiatı ve olayları okurken Rabbimizin ilahi kitabı ışığında okumalı, anlamalıyız. Bunun için gayret göstermeliyiz. Dolayısıyla haddini aşan söylemleri değil, ilahi vahiy olan Kur’an Kerim’in ayetleri üzerinde derinlemesine düşünebilmeliyiz. Hallac-ı Mansur’un bu sözünü de Kur’an ayetleri ışığında değerlendirmeliyiz.
“Enel hakk” yani “Ben Hakk’ım” derken Allah’ın eseri ve kulu olduğunu izhar etmişse, Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz demek istemişse sorun yok. İnsan, Allah tarafından yaratılmış bir mahluktur. Varlığı kendiliğinden değildir ve sonuçta kendisini yaratana dönüp hesap verecektir. Nitekim Bakara suresi 156. Ayetinde de bu şekilde geçiyor zaten. Ancak “Ben Hakk’ım, ben Allah’ım, Allah’ın bir parçasıyım” demek istiyorsa, bu söylem kabul edilemez. Bu anlamda “girmek, yer etmek; bir cismin başka bir cisme girmesi, iki şeyin birleşmesi anlamına gelen “Hulul düşüncesi” İslam’da yoktur. İnsan ölüp Rabbine kavuştuğunda O’nunla birleşecek değildir. Kur’an’da bu anlama gelecek bir ifade de yoktur. Mutasavvıfların bu anlamda aşırıya kaçan ifadeleri vardır ki bunun da hesabını Rablerine vereceklerdir. Allah Teala nasıl muamele eder ben bilemem. Ama Allah’a karşı haddi aşanların tağutlaştığını unutmayalım.
Öte taraftan insanlığın en kemal örnekleri Allah’ın bizler için seçtiği, insanlığa usve-i hasene olan Resullerdir. Resullerin sonuncusu ise Hatem’ül Enbiya olan Hz. Muhammed’dir (s.a.v). Onun pak siretinde Allah’a karşı haddini aşan hiçbir davranışını ve hadisini görmeyiz. Resulullah’ın mutasavvıflarımızın sarf ettiği gibi bir cümle sarf etmediği, pak siretini okuyan herkese malumdur. O haddini bilirdi, Rabbini her yer ve zamanda yüceltirdi. İsra mucizesini yaşarken dahi çizgiyi aşmamıştır. Resulun hiçbir hadisinde tasavvufun ileri gelenleri sayılan (Muhiddin-i Arabi, Hallac-ı Mansur, Beyazid-i Bestami, Mevlâna Celalettin-i Rumi) mutasavvıflar gibi sözler sarf ettiği görülmemiştir. Böyleyken ben de şu soruyu size sorayım; Resuller bu mutasavvıflardan daha mı aşağı mertebededirler?
İnsanlığın en kemal noktası ve şahsiyeti Resulullah ‘tır. Beşer, insan kategorisinde insan olmanın zirvesi de Resulullah ’tır. Yani Hallac-ı Mansur insanlıkta Resulllah’tan daha ileri derecede değildir. Diyeceğim o ki tasavvuf ehli Resulullah’ı arka plana atıp şeyhlerini onun önüne geçirmekte ve Allah’ın resullerine bile vermediği payeleri şeyhlerine vermektedirler. Fakat unutulmamalıdır ki Resullerin tümü Allah tarafından seçilenlerdir. İnsanlığa örnek olarak gösterilenler de Resullerdir. Mutasavvıfların hiçbiri Alemlerin Rabbi tarafından seçilmiş değildir. Dolayısıyla Hallac-ı Mansur gibi tasavvuf ehlini insanlığın zirvesi gibi göstermenin bence Kur’an önünde bir kıymeti harbiyesi yoktur. İman eden her Mümin, Resulullah’a tabi olup sünnetiyle amel ettikçe değer kazanır. Resulün söylemediği, söylemekten imtina ettiği iddialı sözleri sarf etmiş olsalar da insanlara örnek gösterilenler mutasavvıflar değildir. Sonuçta Hallac-ı Mansur gibi tüm mutasavvıflar Resule tabi olmalıdırlar. Resulullah onlara tabi değildir. Tasavvufun çetrefilli söylemleriyle ne zihnimizi ne yüreğimizi bulandırmaya gerek yoktur. Apaçık hakikat Kur’an’dadır. Resulullah da Kur’an’ı bize ulaştırandır.
Bir de “Cisimden ayrılırsam ruhum tek başına neyi ifade eder?” diye soruyorsunuz. Allah’u Teala ilahi kelamında bu konuda net bilgilendirme yapmıştır. Hallac-ı Mansur’un ve bazı tasavvuf ehlinin iddia ettiği gibi Allah ile birleşmeyeceksiniz. Ahiret hayatında Allah’ın sizi tekrar cisimleştirmesiyle hesap verecek, hesabın sonunda yaptıklarınızla kazandığınız cennet ile mükafatlandırılacak veyahut da cehennemle cezalandırılacaksınız. Ayetlerde bu kadar net bildirilen hakikatleri göz ardı etmeden düşünmek, imanımızı tehlikeye atmaktan koruyacaktır bizi. Bu konuda kimseyle polemiğe girmek de istemiyorum. Rabbimin Kur’an-ı Kerim’inde bildirilen, Resulullah’ın bize ulaştırdığı her şeye iman ediyorum. Bilmediğim anlamadığım her konuda “Allah ve Resulü daha iyi bilir” diyorum. Bundan öte bir söz sarf etmek haddi aşmaktır. Bu kim olursa olsun böyledir.
Yorumlar
Yorum Gönder