Ana içeriğe atla

Seni Yazsam Anacığım…

 

                                    


Bazı günler, bazı insanlar için diğer günlerden daha acı doludur anacığım. Yüreği bir mengenede sıkıştırır, nefes almayı güçleştirir. Birileri acı içindeyken beriki için güllük gülistanlıktır o gün, neşe kaynağıdır, vur patlasın çal oynasın misalidir. Acı mevsimler, hazan demleri, o berikilerin yanına yöresine uğramaz zannedilir. Kimileri için de taşkın sevincin, ipleri koparmanın bir sebeb-i mucibi olmasına binaen keyfin zirvesinin aşındırıldığı bir gündür.

Ama acısı olanlar için dünyanın kederle dolduğu, yüreğin hasretle çarptığı, derin nefesler eşliğinde hatıraların canlandığı gündür. Gözler, daldığı yerde geçmişini yad eder, pişmanlıklarıyla yüreğini parelendirir, yine de eksik kalır bir şeyler o gün. Her dem taze kalmasa da insan, acısı hep tazelenir o gün.

Elimi kolumu yerinden kıpırdatamadığım, o gücü kendimde bulamadığım günlerden biri de seni bana daha çok anımsattığı için anneler günü anacığım. Asla neşe bulmadığım ve bir daha neşe dolamayacağım günlerden. Ne etsem de ne desem, seni hakkıyla anlatamadığım yüreğimde hasretinin ateşiyle yandığım, gönül ufkumdan silinmeyen nurani yüzünün resmiyle, gözlerimdeki nemin kurumadığı gün…

Nasıl güler, nasıl söylerim pervasız?

Hiçbir şey renk bulmazken sensiz nasıl şenlenirim?

Kursağıma takılıyken hüznüm şevklenebilir miyim?

Ruhum sensizliğin yetimliğinde kan ağlarken güler miyim?

 

Dualarına, şeksiz şüphesiz sevgine hasret kaldığım

Gözlerindeki nemli parlaklığı anlamlandıramadığım

İçimde ukde kalan dillendirilmemiş sözlerimle

Seni ansam, seni okusam, seni yazsam anacığım…

               Anacığım, senden ayrıldığımı hatırlattığı için anneler gününde de hiçbir şey yüzümü güldürmüyor. Hiçbir şey tat vermiyor. İçimi bir şeyler tırmalıyor sanki. Neden her şey bir hüzün perdesi altına girmiş görünüyor? Biliyorum anasızlığın acısındandır, her şeyin tülden bir sisin arkasına saklaması. Eski gülücüklerimin hatırasını taşıyor dudaklarımın kenarında duran hazin kıvrıltı. Bilmem ki herkes benim gibi mi hissediyor, yoksa ben mi aşırı duygusallaşıyorum? “İnsan hangi yaşta olsa anasına ihtiyaç duyar” diyen sesinin aynı canlılıkta kulaklarımda yankılanması normal midir? Sesindeki şefkat tınısını yanımdaymışsın gibi hatırlarken sanki, yağmurda ıslanıp üşüyen biri gibi içim titriyor.  

Rüyalarıma giren simanı hiç bu kadar özlememiştim. Çoktandır gelmiyordun ziyaretime. Özletmiştin kendini. Bense hep bir yerlerde seni anımsatan, seni hatırlatan kokularla, türkülerle seni yaşıyordum. Geçen gün kalabalık caddede yürürken önümde sen yürüyordun sanki, yemin ederim sendin o! Aynı beyaz tülbentle sarınmış başın, mavi desenli elbisen ve aynı ritmik adımlarla yürüyüşün…Bir anlığına gözlerimi kapatıp derin bir iç çekmişken birden kayboldu önümdeki silüetin. Afalladım, şaşırdım. Sağıma soluma bakındım. Aslında biliyordum ne olduğunu… Seni özlemiştim ve seni görmek istiyordum her yerde. Rüyamda göremesem de etrafımdaki varlıklarda seni görmek seni yaşamak istiyordum. Uzun bir süredir farkındayım. Seni özlediğimde hep sana benzeyen kimselerle rastlaşıyorum. Kısacık saliselerle ölçülecek zaman dilimlerinde benzettiğim kişilerle sana olan hasretimi gideriyormuşum. Sana olan özlemim herkesi sana benzettiriyormuş. Herkeste seni görmek isteyince böyle olduğumu fark etmek afallatıcı. Ama olsun bir anlığına da olsa sana olan özlemim gideriliyordu ya. Seni yad ediyordum ya. Dualarımda daha çok yer alıyordun ya, buydu önemli olan.

Anacığım seni kaybettikten sonra anne sevgisi muazzam bir hale getirdi beni. Bu sevgi derunumda hasretle karıldığı için bambaşka veçhelere çeviriyor baktığım ve gördüğüm varlıkları. Suretler bambaşka anlam kazanıyor içerik de değişiyor. Artık eskinin öfkeleri, ta’n etmeleri kalmıyor. Yürek burkuntularım içinde dikenli yutkunmalar yok artık. En Güzel’in sonsuz rahmetine emanet ettim seni anacığım! Saf ve katıksız bir özlemim var sadece, bir gün tekrar kavuşabilme umuduyla birlikte…

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KURŞUN SESLERİNDEN YANKILAR

       Benim adım Yemame. Beni her gün ekranlardan izliyorsunuz, ama tanımıyorsunuz. Bugün, yıkıntıların arasında yürürken annemin kucağını aradım. Ama annem yoktu… Yalnızca soğuk taşlar ve yıkılmış duvarlar vardı. Her adımımda ayaklarım, molozların arasında sıkıştı, taşlara takıldı. Defalarca düştüm, kalktım, yürüdüm. Nereye gideceğimi bilemeden... Gökyüzü patlayan bombalarla delik deşik, rüzgâr bile korkuyu taşıyordu.      Yiyecek bir şeyler bulmak için arandım… Taştan da sert bir parça ekmek buldum, elimde tuttuğumda ellerim kanadı. Toza bulanmıştı. Ama başka çarem yoktu, onu yemek zorundaydım. Başka çocuklar gibi ben de açım. Susadım… ama su yok. Sadece gökyüzüne bakıp umut etmeyi öğrenmiştim. Kupkuru dudaklarım, duaya durmuş, titriyor...      Babam, dün bombalamalarda yaralananlara yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha gelmedi. Komşularımızın anlattığına göre bir dron saldırısında bombalandı… Onlar babamı aldı benden....

BAŞARMANIN SUÇLULUĞU

       İnsan doğasının, başarıyı kutlamak yerine kıskançlık ve küçümsemeyle karşılama eğilimi maalesef yaygındır. Bu durum ise başarılı olan insanda çok ilginç bir halet-i ruhiyeye sebep oluyor. Buna başarmanın suçluluğu (Survivor's Guilt/Success Guilt) deniyor. Peki, başarılı olmuş bir insanda başarmanın suçluluğu hissi neden ortaya çıkar?      Bir kişi başarılı olduğunda, içgüdüsel olarak takdir ve onay bekler. Ancak bu onay gelmediğinde( ki çoğu zaman gelmeyebilir) veya olumsuz tepkilerle karşılaştığında, zihin bunu bir tür tehlike veya dışlanma sinyali olarak algılayabilir.      Bir şeyleri başarmış insanda başarmanın suçluluğu denilen durum, genellikle şu nedenlerle oluşur:      Başarılı olan kişi, toplumsal bir baskı ve kıskançlıkla karşılaşabilir. Çevresindekilerin (aile, arkadaşlar, meslektaşlar) kıskançlık, eleştiri veya mesafeli davranışları ile karşılaşır. Bu durum, kişinin bilinçaltında "başarıl...

KIRGIN BİR HAYKIRIŞ

  Biliyor musunuz, bugün tanınmaz hale gelmiş sokaklarda yürüdüm yine, bir hayalet, bir canlı cenaze misali... Ayaklarım sivri cam parçalarıyla parçalandı, kanadı. Her bastığımda yer ayaklarımın altından çekilir gibi un ufak olan tozlara dönüştü. Her adımda korkum biraz daha arttı. Annemi aradım ama bulamadım. Ablama seslendim, kimse ses vermedi sesime. Sadece yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş evler, harabeye dönmüş bir şehir vardı. Bir ses var mı diye kulağımı açtım… ama sadece patlayan bombaların yankısı vardı. Kalbim hızla atıyor, aklım deli gibi “Ya bir bomba daha düşerse?” diye soruyordu. İçimde hayatın nüvesi bir kırık umut var... Açlıktan başım dönüyordu, ağzıma sert de olsa bir şeyler koymalıydım. Sırtıma yapışan midemi bir şeyle susturmalıydım. Kum tadı vardı, bulduğum taş gibi ekmek parçasında. Yutkunmak azap gibiydi. Susuzluk boğazımı yakıyordu. Babam… Dün ekmek bulabilmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha dönmedi. Gözüm her bir köşe başına onu görür diye bakı...