Ana içeriğe atla

Bayramlara Hasret Kaldık





                
           Bayramlara Hasret Kaldık

Uzun süredir gerçekten bayram nedir, nasıl yaşanır unutmuşuz ümmetçe. Hemen her bayram Müslümanları acıya boğan saldırılarla karşılaşıyoruz. İslam coğrafyasının her yanında kan gövdeyi götürüyor, zulümler işkenceler hızını kesmiyor. Filistin ve Gazze yüz yıldan fazladır kanayan yaramız, bitmeyen çilemiz. Doğu Türkistan’daki Müslüman kardeşlerimiz, Arakan’da yerinden edilen, Afganistan, Pakistan, Hindistan üçgeninde yaşanan Hindu mezalimi bazen gündemimize ya giriyor ya girmiyor.

İslam ümmetine karşı topyekûn saldırıya geçen Batı aleminin Hristo-Yahuda ittifakı körfez Savaşıyla birlikte Müslümanları dünya yüzünden silmeye ahdetmiş olarak yıkıcılıklarına hız verdiler. Ayetlerde bildirildiği gibi onların Müminlere olan kinleri ağızlarından taşmakta, sinelerinde gizledikleri ise çok daha büyüktür. Bugün Gazze’de olan biten vahşeti bir film izler gibi tüm dünya izliyor, görüyor. Elbette vicdanını kaybetmemiş her din ve görüşten insan bu tarifi imkânsız soykırıma tavır alıyor, protestolara devam ediyorlar. Ancak ülke yöneticilerine yaptırıma gelince…Bunu nasıl ve kim yapacak? İşin özüne inince deva kabul etmez bir İslam düşmanlığı sırıtıyor orta yerde. Bu yüzden de asla Müslümanlarla yaşamayı, birlikte yol almayı istemediler, istemeyecekler. Kendilerine layık gördükleri İnsan haklarını, çocuk haklarını, kadın haklarını Müslümanlara layık görmeyecek ve Müslümanlar için işletmeyeceklerdir. Yaşananlar ve tarihin daha önce kaydettikleri bunun kanıtıdır.

Böyleyken tüm insanlığa yol gösteren son ilahi mesaj olan İslam ve onun müntesipleri olan Müslümanlara çok görev düşüyor. Esasen yaşananlarda Müslümanların ihmalinin de büyük bir payı var. Her şeyden önce dünya insanlığının İslam’a ihtiyacı yokmuş gibi İslam’ı yaşantısıyla, ahlakıyla görünür alana taşımadığı için sorumluluğunu yapmamıştır. Kulluk bilinci ve hesap şuuruyla hayatını dizayn etmemiştir. Dünyevileşme galebe çalmıştır insanımızı. Gazze’deki Müslüman insan profili ile ülkemiz Müslüman profili birbiriyle hiçbir şekilde birbiriyle uyuşmuyor. Tabii buradaki ölçüt Kur’an’daki mümin tanımına hangi insanımızın daha çok uyduğudur. Bu arada ülkemiz Müslümanlarının yüzde doksan olmadığı bu oranın yüzde on veya on beşe düştüğünü bile söyleyebiliriz artık. Doğrusunu Allah bilir ama görünün köy kılavuz istemiyor. Bu yüzden bizlere yeniden bir ruh ile imani bir diriliş farz. Zira yaşananların hak- batıl savaşı olduğunu bile çıkarsayamıyor, olup bitenleri sadece ırkçılık ve sömürgecilikle açıklamaya çalışıyoruz. Oysa durum fazlasıyla açık olmasına rağmen doğru ifade etmekten aciz görünüyoruz.

Bir tarafta kendi batıl inancına göre kıyameti koparmaya çalışan dünyanın başına bela olmuş bir fanatik dinci güruh var. Diğer tarafta iğdiş edilmiş bir Evangelik inançla yedeklerine aldıkları Hristiyan nüfus ve kayıtsız şartsız destekleri var. Öte tarafta ise suskunlukları ile kendini insan bilen çoğunluğu çıldırtan yöneticiler var. Protestolar, söylemler, hukuki davalar öyle bir duvara tosluyor ki sanki bu yapılanların hiçbir hükmü yok, sadece İsrail’in amaçları baki! Dünya delice bir çılgınlıkla son hız muazzam bir kaosa sürükleniyor. 3. Dünya savaşı çıktı çıkacak deniyor ama zaten startı 1993’te verilmişti bu savaşın. Ve ABD başkanı Bush “Şimdi Nato’nun düşman tanımı artık yeşil tehlikedir!” diyerek İslam coğrafyasını ve Müslümanları göstermişti. Düşük yoğunluklu yaşandığı içindi belki fakat artık bariz bir şekilde sırıtmaya başladı. İş bu ki Müslümanlar uyansınlar!

Müslümanlar, inançları gereği her kesim inanç ve fikir topluluğuyla aynı toplumda yaşayabilir. Zira Kafirun suresindeki ayete binaen “Onların dini onlara benim dinim bana!” diyerek kimsenin inancını değiştirmeye bile yeltenmez. İsteyen herkes inancını yaşayabilir, isterse dii batıl olsun, o onların seçimidir. Birlikte yaşama kültürünü bugün dünya üzerinde yaşayabilenler Müslümanlardır esasen. Çünkü dünyanın neresinde bir sorun çıkıyorsa bu genellikle Müslümanlara yapılan bir baskıdan dolayı çıkmakta. Saldırılar Müslümanların dinine kitabına yapılıyor. Sorunları çıkaranlar hiçbir zaman Müslümanlar olmuyor. Hiç gördünüz mü İncil’i yakıp Hristiyanları provoke eden bir Müslümanı?  Ya da bir başkasının toprağını haksızca gasp eden bir Müslüman ülke? Daha öteye gidelim, çocukları katledenler,  organ mafyalığı yapanlar, pedofili sapıklığı ayyuka çıkanlar Müslüman değil! Böyleyken Müslümanlar, ülkesini savunduğu için terörist diye yaftalanıyor, işgalciler ise her hakka sahip kabul ediliyor. Tüm bu hukuksuzluklar dünyanın da sonunu getiriyor. Dünya insanlığı bir seçim yapmak zorunda; adalet ve eşitlikten yana mı olacaklar yoksa zulüm ve hukuksuzluktan yana mı?

İnsanlık değerlerinden gittikçe uzaklaşan dünya insanlığı çetin bir sınavın arefesinde. Ya Müslümanlarla yaşamayı kabullenecekler ve öncelikle kendileriyle çeliştiklerinin farkına varıp saldırganlıklarından vazgeçecekler. Ya da bu hengamede Müslümanlara bayramlarını idrak etmeyi çok gördükleri için şimdiye kadar yaptıklarına devam edecekler ve dünyayı ateşe verecekler. Tıpkı geçmişteki iki dünya savaşı gibi. Gerçek kıyametin bilgisi Allah’ın katındadır. Ancak dünyayı yaşanır olmaktan çıkarmanın akılla mantıkla hiçbir izahı yoktur. İnsan yapıp etmelerinin sonucuna er geç yüzleşecektir.  Bu bayramda Müslümanlar birlikte dua etsinler. Dua etsinler ki aklıselim kazansın, vicdan kazansın, insanlığın evrensel değerleri kazansın.  Müslümanlar da ağız tadıyla bir bayram idrak etsin. İnşaAllah!

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KURŞUN SESLERİNDEN YANKILAR

       Benim adım Yemame. Beni her gün ekranlardan izliyorsunuz, ama tanımıyorsunuz. Bugün, yıkıntıların arasında yürürken annemin kucağını aradım. Ama annem yoktu… Yalnızca soğuk taşlar ve yıkılmış duvarlar vardı. Her adımımda ayaklarım, molozların arasında sıkıştı, taşlara takıldı. Defalarca düştüm, kalktım, yürüdüm. Nereye gideceğimi bilemeden... Gökyüzü patlayan bombalarla delik deşik, rüzgâr bile korkuyu taşıyordu.      Yiyecek bir şeyler bulmak için arandım… Taştan da sert bir parça ekmek buldum, elimde tuttuğumda ellerim kanadı. Toza bulanmıştı. Ama başka çarem yoktu, onu yemek zorundaydım. Başka çocuklar gibi ben de açım. Susadım… ama su yok. Sadece gökyüzüne bakıp umut etmeyi öğrenmiştim. Kupkuru dudaklarım, duaya durmuş, titriyor...      Babam, dün bombalamalarda yaralananlara yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha gelmedi. Komşularımızın anlattığına göre bir dron saldırısında bombalandı… Onlar babamı aldı benden....

BAŞARMANIN SUÇLULUĞU

       İnsan doğasının, başarıyı kutlamak yerine kıskançlık ve küçümsemeyle karşılama eğilimi maalesef yaygındır. Bu durum ise başarılı olan insanda çok ilginç bir halet-i ruhiyeye sebep oluyor. Buna başarmanın suçluluğu (Survivor's Guilt/Success Guilt) deniyor. Peki, başarılı olmuş bir insanda başarmanın suçluluğu hissi neden ortaya çıkar?      Bir kişi başarılı olduğunda, içgüdüsel olarak takdir ve onay bekler. Ancak bu onay gelmediğinde( ki çoğu zaman gelmeyebilir) veya olumsuz tepkilerle karşılaştığında, zihin bunu bir tür tehlike veya dışlanma sinyali olarak algılayabilir.      Bir şeyleri başarmış insanda başarmanın suçluluğu denilen durum, genellikle şu nedenlerle oluşur:      Başarılı olan kişi, toplumsal bir baskı ve kıskançlıkla karşılaşabilir. Çevresindekilerin (aile, arkadaşlar, meslektaşlar) kıskançlık, eleştiri veya mesafeli davranışları ile karşılaşır. Bu durum, kişinin bilinçaltında "başarıl...

KIRGIN BİR HAYKIRIŞ

  Biliyor musunuz, bugün tanınmaz hale gelmiş sokaklarda yürüdüm yine, bir hayalet, bir canlı cenaze misali... Ayaklarım sivri cam parçalarıyla parçalandı, kanadı. Her bastığımda yer ayaklarımın altından çekilir gibi un ufak olan tozlara dönüştü. Her adımda korkum biraz daha arttı. Annemi aradım ama bulamadım. Ablama seslendim, kimse ses vermedi sesime. Sadece yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş evler, harabeye dönmüş bir şehir vardı. Bir ses var mı diye kulağımı açtım… ama sadece patlayan bombaların yankısı vardı. Kalbim hızla atıyor, aklım deli gibi “Ya bir bomba daha düşerse?” diye soruyordu. İçimde hayatın nüvesi bir kırık umut var... Açlıktan başım dönüyordu, ağzıma sert de olsa bir şeyler koymalıydım. Sırtıma yapışan midemi bir şeyle susturmalıydım. Kum tadı vardı, bulduğum taş gibi ekmek parçasında. Yutkunmak azap gibiydi. Susuzluk boğazımı yakıyordu. Babam… Dün ekmek bulabilmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha dönmedi. Gözüm her bir köşe başına onu görür diye bakı...