Gelmesini dört gözle bekliyorduk.
Gelmeyecek diye korkuyorduk. Beklerken nice acılara gark olduk. Filistin
vuruldu yine. Esasen kendimi bildim bileli her Ramazan ve her Kurban bayramlarımızda
İsrail katliam yaparak İslam ümmetiyle alay eder gibi savaş suçlarına
yenilerini katardı. Ama bu defa çok daha büyük bir mezalim. Ümmet can evinden
vuruldu. Mescid-i Aksa’nın boynu iyice büküldü. Gazze tek başına bırakıldı. Kendini
savunma hakkı bile çok görüldü. Bombalarla geçen günler, aylar açlıkla,
susuzlukla kıyıma uğrayan bir halkın sessiz ve şerefli direnişi dünyanın her
tarafında umulmadık hareketlere, protestolara sebep oldu. Tüm dünya liderleri
üç maymun oyununu fevkalade oynadı. Her gün aynı oyunun resitalleri yapıldı.
Kan içici vampir, hayvandan aşağı mahluk, canavar ruhlu İsrail ise dünyanın
gözünün içine baka baka katliamlarını artırdı. Azgınlaşan sömürgeci ırkçılığı
şerefli Gazze halkına yaşam hakkı tanımamaya kararlıydı. Fakat bu kez cihadı
alnının çatına vurmuş Hamas mücahitleri, dünyanın sahibi diye höyküren İsrail
firavununa hayatında görmediği hezimeti yaşattı. Artık darısı tüm İslam
aleminin uyanışına olsun!
Bütün bu gelişmeler Müslüman
ülkelerin halklarında ciddi travmalar yaratsa da Rabbimizin lütfu olan aziz
mübarek günlere Ramazan’a eriştik. İlahi nazarların gözetiminde gizlinin de
gizlisi manevi hazların saklı olduğu mübarek günleri idrak ettik. Her iman
edenin imanı kuvvetinde feyz alacağı , salih amel biriktireceği günler bunlar.
Gazze’nin bizi eğitmesiyle bir ömrün nasıl Ramazan olacağının, sonunun da nasıl
bayram olabileceğinin adeta provasını yaptığımız günler. İnsanın maddi yönünün
değil ruhani varlığının ihtiyaç duyduğu gıdalarla Allah için aç kalarak
beslenen insan, hayatının gidişatını gözden geçirme, hatalarını telafi etme,
yanlışlarını doğrultma yoluna girebiliyor.
Öyle bir ay ki misli menendi yok. Kâinat bile
içinde vuku bulan zulümlere rağmen tek yürek atışını hisseder. Hayatımızda
görmediğimiz, duymadığımız şeyleri gördük duyduk. Müslümanlar Ramazan’ı buruk
bir halet-i ruhiyede kimi zaman yöneticilerine ateş püskürerek, kimi zaman
Batılı vicdan sahibi insanların Gazze için tek yürek bir araya gelmesine
şahitlik ederek, gözü yaşlı yüreği acıdan patlama noktasında tefekküre durdu. “Hasbunallahu
ve ni’mel vekil” ayetini vird edindi. Okunan mukabeleler daha farklı bir
tesirle okundu. Dünyanın gidişatında derinden derine büyük bir sorgulama
başladı. Artık durdurulamayacak bir raddeye geldi dünya insanlığının tepkileri.
Dünya bütün bir varlığıyla,bir bütün olduğunu kavradı sanki. Bu beklenmeyen,
kimi zalimlere göre zamansız uyanış, insanın ruh yüceliğini ve tüm mahlukatın
kurtuluşunu da beraberinde getireceği umudunu iyice yeşertti.
Rabbimiz bizi aylık bir eğitimle
kampa koyarken, insanlığa umut bir ümmetin sorumluluklarını yerine getirmesini
murad ediyor elbette. Bu ilahi eğitimden hakkıyla geçenler, hayatın taşlarını
yerli yerine oturtabiliyor artık. Müslüman anlamalı ki her şey bilinen bir
vakte kadardır. Dünya sınırlı ve geçici. Ebediyen yaşayacağını vehmeden
firavunlara rağmen bir gün her şeyin sonu gelecek. Kısa süreliğin hakimiyeti
ele geçirenler sürgit her şeyin kendi isteklerine göre olamayacağını
anlayacaklar. Sadece bir mühlet var, o mühletin bitmesini bekliyor insanlık.
Ramazan’ın günleri de sınırlı ve bu özel
günlerde önemli eğitimi sunar bize: Yeme- içmeye sınır koyarak oruç tutmaya
yetmez. Yeme- içmemizi kontrol edebildiğimiz gibi nefsimizin şeytana uyarak
yaptığı günahlara karşı da yıl boyu oruçlu olmalıyız. Nitekim Resulullah
(s.a.v) şöyle buyurmuştu hani:
“Nice oruç tutan insanlar vardır
ki, tuttukları oruçtan geriye sadece çektikleri açlık ve susuzluk kalır.” Bu
bedbahtlardan olmamak adına, biz orucu tutarken oruç da bizi tutsun. İslam ahlâkını
en güzel şekilde kuşanalım diye oruç tutuyoruz. Yoksa açlığı bahane edip sağa
sola saldırarak oruç tuttuğumuzu zannetmeyelim. Sadece kendi nefsimizin
ihtiyaçlarını düşünerek geçirmeyelim bu nadide günleri. İşte savaş diyarındaki
kardeşlerimizin yaşadığı yokluğu, yoksunluğu, açlığı, sefaleti bu Ramazan daha
iyi fark ettik. İşte bizi bekleyen sorumluluklarımız: Allah’ın verdiklerini
onlarla paylaşmak gibi zor bir görevimiz var. Ne yapsak da kaytaramayacağımız
bir görev. Gayrimüslimlerin bile grup grup İslam ile şereflendiklerini
gördüğümüz bu mahzun günlerde yalan, iftira, gıybet, kin, nefret, haset, kul
hakkını gasp etmeme orucunu da yıl boyunca tutmakla mükellefiz. Ayrıca israf
etmemek, kimsenin malına göz koymamak, yetime sahip çıkmak, açları doyurmak,
dünya insanlığının acılarına kayıtsız kalmamak da yıl boyu tutmamız gereken
orucumuz. Yeter ki diri ve capcanlı bir imanımız olsun. Ki Ramazan ayı, ruhen
ve manen diriliş ayıdır. Aynı zamanda imanı yenilemenin ve imana dinamizm
katmanın da ayıdır ki imana direnç katmak, günahlara direnmek en büyük
kazanımıdır Müslüman için. Yıl boyu bedenimizi besledik, Ramazan’da ruhlarımızı
Kur’an ziyafetiyle besleyelim. Böylece bizi bir yıl ayakta, kıyamda tutsun
inşaAllah.
Ramazan, oruç, savm, siyam… Yani
ateşin odunu yiyip bitirmesi gibi günahları yakıp bitiren, maddi manevi
pislikleri gideren temizleyen muhteşem ay. Her ne kadar bu yıl İsrail’in katliamlarıyla
buruk ve acı dolu geçiyor olsa da Ümmet Ramazan ile nefesleniyor, Ramazan ile
bilinçleniyor, ruhlarımız kemâl yolculuğunu Ramazan’la tamamlıyor. Sonrası
gönüllere surûr bayram olacak inşaAllah… Rabbim İslam Ümmetine uyanış ve
diriliş nasip et! Filistin’in ve şerefli belde Gazze’nin kurtuluşunu da nasip
et ki, Ümmet-i Muhammed iki bayramı bir arada yaşasın! Âmin…
Yorumlar
Yorum Gönder