Ana içeriğe atla

İnsanlık Dramı Sürerken…

                                                         

Günlerdir işgalci Siyonist İsrail’in masum Filistin halkını katletmesini izliyoruz. Yüreklerimiz kan ağlıyor. Dilimize en can acıtıcı beddualar geliyor. Lakin ellerimiz hiçbir şey yapmıyor. Felç olmuş gibiyiz. Küfür tek millet olmuş, gümbür gümbür üzerimize gelirken siyasi hesapların kurbanı, vizyonsuzluk ile malul, küresel sisteme teslim olmuş İslam ülkelerinin yöneticilerinin sessizliğinden başka çıt yok! Bu kadar mı güçsüzsünüz? Bu kadar mı acizsiniz? Kendi halklarınıza şahin ama İsrail’e gelince dut yemiş bülbülsünüz!

İsrail’in sınır tanımaz zulmünden çok, İslam coğrafyasının yöneticilerinden bu zulmü ve katliamı durdurmak için herhangi bir hareket ve niyetin ortaya çıkmaması insanı kahrediyor. İsrail’in yapıp ettiklerini elleri böğründe seyredip lanet okuyup kınama yapmaktan öte bir şey yapmıyorlar. Bunda da ne kadar samimiler Allah bilir! Zannediyorum ki İsrail zaten İslam ülkelerinin ölü toprağı serilmiş gibi hissiz ve sessiz kalmasından cesaret alarak bütün bu katliamları yapabiliyor. İsrail’in bir terör devleti olduğu ve en şiddetli ve acımasız bir şekilde savaş suçu da işlediği ayan beyan ortadayken tüm dünya neden sessizliğe gömüldü? Ölen Müslüman olduğu için mi? Yoksa masum bebekler oldukları için mi?

Halkı Müslüman olan ülkeler ciddi bir birliktelik ile bir araya gelebilse ve “Ümmetin namusu” deyip geçtikleri Kudüs ve Filistin sorununa çare bulabilecekleri halde bunu yapmamakta ya da yapamamaktadırlar. İsrail ile yapılan ticaretin kısıtlanması tehditi bile daha uygulamaya konulmadan İsrail’e göz dağı verip geri adım atabilecekken, her nedense bu tepki gösterilmiyor! Kaldı ki bu yaptırımın caydırıcı olması insan hakları hukuku açısından da gerekli ve farzdır. 

İsrail bu iradeyi göstermekten aciz halkı Müslüman ülkelerin durumunu çok iyi bildiği için acımasız katliamlarını hiçbir engellemeyle karşılaşmadan sürdürmektedir. Zalim güruha bu pervasızlığı veren, halkı Müslüman olan ülkelerin yöneticilerinin tepkisizlik ve İsrail’e teslimiyetleridir.  Merhametten yoksun yürekleri taş kesilmiş! Hatta taştan da sert! Taşlar vardır ki Allah korkusundan yuvarlanır. Taşlar vardır ki içi yarılır da yaşamın tohumunu çiçeklendirir. Siyonist zihniyetli sömürgenlerin ise değil yürek taş bile taşımadıklarını görüyoruz. Yoksa tüm arzı ve arşı titreten korkunç katliamlara imza atamazlardı! İnsanlık onur ve haysiyetinden zerre miktar taşıyan ve insan olabilen herkes ayakta ve devasa protestolarını sürdürmektedirler. Bunun için de İsrail’in saldırganlığı püskürtülmelidir. Azgın sömürgeciliği ve ırkçılığı cezalandırılmalı ve hiçbir şekilde desteklenmemeli, yardım görmemelidir. Bunu gören ve farkında olan halkların vicdanı, şahit oldukları akıl almaz katliam ve acıların çetelesini tutmaktadır. Zamanı gelince bunu yöneticilerine karşı kullanacaklardır. 

Böyleyken tüm zalim ve kan içici İsrail ve onun destekleyen işbirlikçileri! Sizler yaşama, hayra, iyilik ve güzelliklere düşmansınız! Katliamlarınızla siz, hayatın değil ölümün elçisi oldunuz! Bundan sonra maskenizi ne kadar güzelleştirmeye çalışsanız da faydasızdır! Artık vicdan sahiplerini manipüle edemeyecek, susturamayacaksınız! Zalimce döktüğünüz çocuk kanlarında boğulacaksınız! Dünyada  insanlığa, ahirette ise alemlerin Rabbine asıl hesabı vereceksiniz! Yargılanacaksınız! Dünya uyanışta! Asay-ı Musa işaret verdi! Küfrün ve zulmün karanlıkları dağıtılacak hem iman hem de Filistin hakikatleri yeniden dünya gündemine girecektir. Bu ise insanlığın yeniden İslam ile buluşmasına vesile olacaktır inşaAllah! 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KURŞUN SESLERİNDEN YANKILAR

       Benim adım Yemame. Beni her gün ekranlardan izliyorsunuz, ama tanımıyorsunuz. Bugün, yıkıntıların arasında yürürken annemin kucağını aradım. Ama annem yoktu… Yalnızca soğuk taşlar ve yıkılmış duvarlar vardı. Her adımımda ayaklarım, molozların arasında sıkıştı, taşlara takıldı. Defalarca düştüm, kalktım, yürüdüm. Nereye gideceğimi bilemeden... Gökyüzü patlayan bombalarla delik deşik, rüzgâr bile korkuyu taşıyordu.      Yiyecek bir şeyler bulmak için arandım… Taştan da sert bir parça ekmek buldum, elimde tuttuğumda ellerim kanadı. Toza bulanmıştı. Ama başka çarem yoktu, onu yemek zorundaydım. Başka çocuklar gibi ben de açım. Susadım… ama su yok. Sadece gökyüzüne bakıp umut etmeyi öğrenmiştim. Kupkuru dudaklarım, duaya durmuş, titriyor...      Babam, dün bombalamalarda yaralananlara yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha gelmedi. Komşularımızın anlattığına göre bir dron saldırısında bombalandı… Onlar babamı aldı benden....

BAŞARMANIN SUÇLULUĞU

       İnsan doğasının, başarıyı kutlamak yerine kıskançlık ve küçümsemeyle karşılama eğilimi maalesef yaygındır. Bu durum ise başarılı olan insanda çok ilginç bir halet-i ruhiyeye sebep oluyor. Buna başarmanın suçluluğu (Survivor's Guilt/Success Guilt) deniyor. Peki, başarılı olmuş bir insanda başarmanın suçluluğu hissi neden ortaya çıkar?      Bir kişi başarılı olduğunda, içgüdüsel olarak takdir ve onay bekler. Ancak bu onay gelmediğinde( ki çoğu zaman gelmeyebilir) veya olumsuz tepkilerle karşılaştığında, zihin bunu bir tür tehlike veya dışlanma sinyali olarak algılayabilir.      Bir şeyleri başarmış insanda başarmanın suçluluğu denilen durum, genellikle şu nedenlerle oluşur:      Başarılı olan kişi, toplumsal bir baskı ve kıskançlıkla karşılaşabilir. Çevresindekilerin (aile, arkadaşlar, meslektaşlar) kıskançlık, eleştiri veya mesafeli davranışları ile karşılaşır. Bu durum, kişinin bilinçaltında "başarıl...

KIRGIN BİR HAYKIRIŞ

  Biliyor musunuz, bugün tanınmaz hale gelmiş sokaklarda yürüdüm yine, bir hayalet, bir canlı cenaze misali... Ayaklarım sivri cam parçalarıyla parçalandı, kanadı. Her bastığımda yer ayaklarımın altından çekilir gibi un ufak olan tozlara dönüştü. Her adımda korkum biraz daha arttı. Annemi aradım ama bulamadım. Ablama seslendim, kimse ses vermedi sesime. Sadece yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş evler, harabeye dönmüş bir şehir vardı. Bir ses var mı diye kulağımı açtım… ama sadece patlayan bombaların yankısı vardı. Kalbim hızla atıyor, aklım deli gibi “Ya bir bomba daha düşerse?” diye soruyordu. İçimde hayatın nüvesi bir kırık umut var... Açlıktan başım dönüyordu, ağzıma sert de olsa bir şeyler koymalıydım. Sırtıma yapışan midemi bir şeyle susturmalıydım. Kum tadı vardı, bulduğum taş gibi ekmek parçasında. Yutkunmak azap gibiydi. Susuzluk boğazımı yakıyordu. Babam… Dün ekmek bulabilmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha dönmedi. Gözüm her bir köşe başına onu görür diye bakı...