Ana içeriğe atla

Ey İsrail!

 

                                                         

Sen ki azgınlığınla gemi azıya almış bir teröristsin!

Sen ki insanlık tarihi boyunca en çok peygamberin gönderildiği bir kavim olmana rağmen en çok sapıtanısın!

Sen ki kimi peygamberleri sürgün eden, kimi öldüren, testere ile biçen peygamber kanına bulanmış ellerinle adalet dağıttığın iddiasındasın!

Sen ki dünya tarihini bile yalanlarınla manipüle eden en usta demagogsun!

Sen ki Hz Yakub’un pak lakabı olan İsrail’i kullanma hakkın olmadığı halde tepe tepe kullanansın! İsrail  (Gece yürüyen) yani Rabbine gece ibadetleriyle yürüyen demekti ama sen günah ve zulümlerinle, değil Allah’a yaklaşan gittikçe uzaklaşıp cehennemin kenarına kadar gelensin. Yakub’un temiz ve masum ismini kirletensin!

Sen ki Hz. İbrahim’i atan olarak kabul ettiğini iddia eder ve fakat tevhid inancına hiç erişmemiş olduğunu apaçık gösterensin. Öyle ki dünyalıklarından olmamak için paracıklarını ilah edinensin. Geçmişte Karun bir tek kişiydi. Şimdi topyekun halkınla ve zulmüne destek veren tüm dünya sapkınlarıyla Karun kesilmişsin!

Sen ki Hz Musa’ya kan kusturansın! Ki o kutlu peygambere “Sen ve Rabbin gidin savaşın biz burada bekleyeceğiz” deme terbiyesizliğini gösterensin! Böylece rahmet nazarlarından uzağa düşensin!

Allah’a inanır gibi görünüp Samiri’yi ilah edinensin! Şirkin en alasını Talmut deyu adlandırdığın, ilahi kelam olan Tevrat’a alternatif kitap diye ellerinle yazıp ortaya koyansın! Allah’ın indirdiğine değil, hahamlarının elleriyle yazdıklarına iman edip, onu yaşayansın! Nefsini ilah edinenlerin en azgın sapıtanısın!

Öyle azgın öyle gözü dönmüşsün ki kan içicilikte cümle vampirleri geride bırakmışsın! Şeytan dahi senden yaka silkiyordur! Onun yaptığının kat kat fazlasını yapıyorsun. Zaten şeytanın şeref madalyasını almış görünüyorsun. İblisin kulu kölesi olmakta bir an bile geri kalmıyorsun!

Ve yine geçici dünyanın zevklerine öyle tapkın, öyle tapkınsın ki bin  yıl yaşatılmak istersin!

Heyhat! Sen böyle istiyorsun diye böyle olacak değildir. Sana verilen mühleti kötüye ve kendi yıkımına kullanıyorsun! En derin pişmanlıklara da sen adaysın, merak etme!

Unutma ey İsrail! Bir gün seni devirecek Davutlar yine gelecek ve sen döktüğün kanların içinde boğulacaksın. Seçkin millet olma sevdasını bırak! Kendini böyle lanse ederek seçkin olmazsın. Yapıp ettiklerinin alemleri Rabbi olan Allah’ın rızasına uygun mu ona bak!

Sen ki korkakların en korkağısın ki, açıkça savaşamazsın ancak çocukları öldürürsün! Güçler dengesinin kurulmadığı her savaşta tüm dünyayı arkana alsan da en rezil en rüsvay olan sensin! Asla kazandığın zaferlerin olmayacak, onursuzca, korkakça dünyanın gözleri önünde katlettiğin çocukların kanında boğulacaksın!  Hiç mi fark etmiyorsun? Gözü dönmüş katil insanların topluluğu! Sen devlet olamazsın, olamadın da. Seni kendi vatandaşın bile kabul etmiyor! Terörist olduğunu kan içici olduğunu kendi içinden çıkan, vicdan ve akıl izan sahibi insanların da dünyaya faş ediyorlar! Dışardan seni kimse yıkamazmış gibi göründüğünü sanıyorsun değil mi? Ama sen içten çürümüşsün zaten, yıkıldı yıkılacak olansın! Senin içinden insanlığın yüz akı olacak inananlar çıkacak ve seni alaşağı edecek. Kuruluş amacının son vahyi ortadan kaldırmak olduğunu bilmeyen mi var? Buna gücün yeter mi sanıyorsun ey sefil! Bekle. Biz de bekliyoruz…

 Sana verilen mühleti yanlışa yorma.  Günahların zulümlerin asumana yetişti çoktandır bardağı taşıracak son damlayı beklemekte tüm insanlık! O zaman Allah’ın gazabı nasılmış göreceksin!

“Zalimler nasıl bir inkılapla yıkılacaklarını yakında göreceklerdir!” ayet.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KURŞUN SESLERİNDEN YANKILAR

       Benim adım Yemame. Beni her gün ekranlardan izliyorsunuz, ama tanımıyorsunuz. Bugün, yıkıntıların arasında yürürken annemin kucağını aradım. Ama annem yoktu… Yalnızca soğuk taşlar ve yıkılmış duvarlar vardı. Her adımımda ayaklarım, molozların arasında sıkıştı, taşlara takıldı. Defalarca düştüm, kalktım, yürüdüm. Nereye gideceğimi bilemeden... Gökyüzü patlayan bombalarla delik deşik, rüzgâr bile korkuyu taşıyordu.      Yiyecek bir şeyler bulmak için arandım… Taştan da sert bir parça ekmek buldum, elimde tuttuğumda ellerim kanadı. Toza bulanmıştı. Ama başka çarem yoktu, onu yemek zorundaydım. Başka çocuklar gibi ben de açım. Susadım… ama su yok. Sadece gökyüzüne bakıp umut etmeyi öğrenmiştim. Kupkuru dudaklarım, duaya durmuş, titriyor...      Babam, dün bombalamalarda yaralananlara yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha gelmedi. Komşularımızın anlattığına göre bir dron saldırısında bombalandı… Onlar babamı aldı benden....

BAŞARMANIN SUÇLULUĞU

       İnsan doğasının, başarıyı kutlamak yerine kıskançlık ve küçümsemeyle karşılama eğilimi maalesef yaygındır. Bu durum ise başarılı olan insanda çok ilginç bir halet-i ruhiyeye sebep oluyor. Buna başarmanın suçluluğu (Survivor's Guilt/Success Guilt) deniyor. Peki, başarılı olmuş bir insanda başarmanın suçluluğu hissi neden ortaya çıkar?      Bir kişi başarılı olduğunda, içgüdüsel olarak takdir ve onay bekler. Ancak bu onay gelmediğinde( ki çoğu zaman gelmeyebilir) veya olumsuz tepkilerle karşılaştığında, zihin bunu bir tür tehlike veya dışlanma sinyali olarak algılayabilir.      Bir şeyleri başarmış insanda başarmanın suçluluğu denilen durum, genellikle şu nedenlerle oluşur:      Başarılı olan kişi, toplumsal bir baskı ve kıskançlıkla karşılaşabilir. Çevresindekilerin (aile, arkadaşlar, meslektaşlar) kıskançlık, eleştiri veya mesafeli davranışları ile karşılaşır. Bu durum, kişinin bilinçaltında "başarıl...

KIRGIN BİR HAYKIRIŞ

  Biliyor musunuz, bugün tanınmaz hale gelmiş sokaklarda yürüdüm yine, bir hayalet, bir canlı cenaze misali... Ayaklarım sivri cam parçalarıyla parçalandı, kanadı. Her bastığımda yer ayaklarımın altından çekilir gibi un ufak olan tozlara dönüştü. Her adımda korkum biraz daha arttı. Annemi aradım ama bulamadım. Ablama seslendim, kimse ses vermedi sesime. Sadece yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş evler, harabeye dönmüş bir şehir vardı. Bir ses var mı diye kulağımı açtım… ama sadece patlayan bombaların yankısı vardı. Kalbim hızla atıyor, aklım deli gibi “Ya bir bomba daha düşerse?” diye soruyordu. İçimde hayatın nüvesi bir kırık umut var... Açlıktan başım dönüyordu, ağzıma sert de olsa bir şeyler koymalıydım. Sırtıma yapışan midemi bir şeyle susturmalıydım. Kum tadı vardı, bulduğum taş gibi ekmek parçasında. Yutkunmak azap gibiydi. Susuzluk boğazımı yakıyordu. Babam… Dün ekmek bulabilmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha dönmedi. Gözüm her bir köşe başına onu görür diye bakı...