Ana içeriğe atla

Yerlerde Sürünen

 

                                    

Bugünlerde yollarda yürürken gözüme bozuk paralar çarpıyor. Sık sık oluyor bu aralar.  Yanımdan geçen bir çocuğa onu alın yerden diyesim geldi. Sonra vazgeçtim. Ne diye diyecektim ki eskiden olsa bir ihtiyacı karşılayabilirdi. Bir şişe su, bir kalem alabilirdi. Ya da bir somun ekmek, hiç yoktan bir sakız… Ama bunların hiçbirini almaya gücü olmadığından yerlerde yatışından belli. Artık  kimse farkına varmıyor, varsa da kıymeti olmadığından kimse yerden alınmaya tenezzül etmiyor. Eskiden olsa o para yerde kalmazdı diye aklımdan geçiriyorum. Nitekim bir zamanlar yerde bulunan parayla hazine bulmuş gibi sevinen çocuklar vardı. Demek ki bugün o değeri de kaybetmiş ki yerlerde sürünüyor. Öylesine değersiz, pespaye.

Ekonomik sıkıntının geldiği raddeler çok korkutucu. İnsanların gelecek endişesi taşıması boşuna değil. İşsiz olan ilerde bir işi, ekmeğini kazanabileceği bir meşgalesinin olacağından emin değil. İşi olan bunu elinde tutabileceğinden... Yiyecek ekmek bulabilen yarınını düşünemiyor. Akşama çıkmışsa sabaha çıkacağından emin değil. Böyle bir kısır döngü içine hapsedilmiş gibi insanımız. Ekonomik sorunlardan dolayı hayati bir takım sonuçları olan çok daha önemli konuları düşünmeye fırsat bulamıyor. Daha doğrusu geçim derdi içinde boğulurken düşüncesizlik bir virüs gibi yayılıyor.

Ülke kaynaklarımız tükendi mi? Yer bakır, gök demir mi kesildi? Yağmurlar yağmıyor mu? Henüz değil belki. Ama insan bereketi kaybetti. Diğerkamlığı, paylaşmayı, bölüşmeyi, kendinden daha muhtaçları düşünmeyi… Dünya kaynakları aslında tüm insanlığa yetecekken, gücü elinde bulunduran kimileri ellerine geçirdiklerini zapturabt altına alıyor ve ihtiyaç sahiplerini mahrum bırakıyor. Örneğin elde edilen mahsullerden daha fazla kâr elde etmek için ucuza veya maliyetini karşılayacak şekilde satmak yerine denize dökerek imha etmeyi seçiyor. İşte bu nankörlükle birlikte dünya verimini kaybediyorsa bundan insan sorumludur. Kapitalist zihniyetin ve bencilliğinin sonu cehennem gibi bir dünya.

Biri yer, biri bakar kıyamet bundan kopar diye bir atasözümüz var. Atalar boşuna konuşmamışlar. Biri hakkından fazlasını alıyor diğeri hak ettiği miktarı bulamıyorsa kıyametini başına koparmıştır insan. Ama bu kıyamet nasıl gelir bilinmez. Depremle mi? Sel baskınıyla mı, yangınla mı, toplumsal ifsat ve çürümüşlükle mi? Eliyle seçiyor insan, yaptığı adaletsizliklerden dolayı taş taş üstünde kalmıyor, akıl izan devre dışı kalıyor. Kimsenin kimseye güveni kalmadığı gibi herkes sadece kendisini düşünüyor. Yüce duyguları, insanı diğer tüm yaratılmışlardan farklı kılan özünü yitirmek üzere insanlık. Kör bir kuyuya düşmüş, çıkmak için yol bulamıyormuş gibi debeleniyor. İnsanlar geçim derdinden başka bir şey ne düşünebiliyor, ne de kıstırılmışlık zincirini kırabiliyorlar.

Kaosa yuvarlanarak giden insanlık aklını başına ne zaman devşirir bilinmez ancak herkesin kendi nefsinde bir oto kontrol yapması gerekir. Zira tek başımıza yaşamadığımız gibi sorunları tek başımıza da çözemeyiz. Yerlere düşen bozuk para olsa yine yanmayacağım. İnsan haysiyet ve onuru incinmesin, yerlerde sürünmeseydi keşke. İnsanın kendisi değerlense, kıymet görse, diğer her nesne gereken değere zaten kavuşur. Karşımıza dikilen her sorun; nasıl ki insan elinden çıkmışsa çözümünü de yine insan bulabilir.  Belki en önemli nokta insanı insan yapan ilkeler üzere çözümün bir parçası olmak. Ateşe körükle değil, bir parça suyla gitmek ve yangını büyütmemek... Yoksa yerlere düşmüş bozuk para gibi değerden düşmüş insan kendiyle beraber tüm kainatı tarumar edebilme gözükaralığına düşebilir. Maazallah!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KURŞUN SESLERİNDEN YANKILAR

       Benim adım Yemame. Beni her gün ekranlardan izliyorsunuz, ama tanımıyorsunuz. Bugün, yıkıntıların arasında yürürken annemin kucağını aradım. Ama annem yoktu… Yalnızca soğuk taşlar ve yıkılmış duvarlar vardı. Her adımımda ayaklarım, molozların arasında sıkıştı, taşlara takıldı. Defalarca düştüm, kalktım, yürüdüm. Nereye gideceğimi bilemeden... Gökyüzü patlayan bombalarla delik deşik, rüzgâr bile korkuyu taşıyordu.      Yiyecek bir şeyler bulmak için arandım… Taştan da sert bir parça ekmek buldum, elimde tuttuğumda ellerim kanadı. Toza bulanmıştı. Ama başka çarem yoktu, onu yemek zorundaydım. Başka çocuklar gibi ben de açım. Susadım… ama su yok. Sadece gökyüzüne bakıp umut etmeyi öğrenmiştim. Kupkuru dudaklarım, duaya durmuş, titriyor...      Babam, dün bombalamalarda yaralananlara yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha gelmedi. Komşularımızın anlattığına göre bir dron saldırısında bombalandı… Onlar babamı aldı benden....

BAŞARMANIN SUÇLULUĞU

       İnsan doğasının, başarıyı kutlamak yerine kıskançlık ve küçümsemeyle karşılama eğilimi maalesef yaygındır. Bu durum ise başarılı olan insanda çok ilginç bir halet-i ruhiyeye sebep oluyor. Buna başarmanın suçluluğu (Survivor's Guilt/Success Guilt) deniyor. Peki, başarılı olmuş bir insanda başarmanın suçluluğu hissi neden ortaya çıkar?      Bir kişi başarılı olduğunda, içgüdüsel olarak takdir ve onay bekler. Ancak bu onay gelmediğinde( ki çoğu zaman gelmeyebilir) veya olumsuz tepkilerle karşılaştığında, zihin bunu bir tür tehlike veya dışlanma sinyali olarak algılayabilir.      Bir şeyleri başarmış insanda başarmanın suçluluğu denilen durum, genellikle şu nedenlerle oluşur:      Başarılı olan kişi, toplumsal bir baskı ve kıskançlıkla karşılaşabilir. Çevresindekilerin (aile, arkadaşlar, meslektaşlar) kıskançlık, eleştiri veya mesafeli davranışları ile karşılaşır. Bu durum, kişinin bilinçaltında "başarıl...

KIRGIN BİR HAYKIRIŞ

  Biliyor musunuz, bugün tanınmaz hale gelmiş sokaklarda yürüdüm yine, bir hayalet, bir canlı cenaze misali... Ayaklarım sivri cam parçalarıyla parçalandı, kanadı. Her bastığımda yer ayaklarımın altından çekilir gibi un ufak olan tozlara dönüştü. Her adımda korkum biraz daha arttı. Annemi aradım ama bulamadım. Ablama seslendim, kimse ses vermedi sesime. Sadece yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş evler, harabeye dönmüş bir şehir vardı. Bir ses var mı diye kulağımı açtım… ama sadece patlayan bombaların yankısı vardı. Kalbim hızla atıyor, aklım deli gibi “Ya bir bomba daha düşerse?” diye soruyordu. İçimde hayatın nüvesi bir kırık umut var... Açlıktan başım dönüyordu, ağzıma sert de olsa bir şeyler koymalıydım. Sırtıma yapışan midemi bir şeyle susturmalıydım. Kum tadı vardı, bulduğum taş gibi ekmek parçasında. Yutkunmak azap gibiydi. Susuzluk boğazımı yakıyordu. Babam… Dün ekmek bulabilmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha dönmedi. Gözüm her bir köşe başına onu görür diye bakı...