Yalnızlığın
mahrumiyet sanıldığı bir çağda yaşıyoruz. Oysa insanın kendisiyle de baş başa
zaman geçirmesi gerekir diye düşünüyorum. Zaten o kadar çok kalabalıklarla
çevrelenmişiz ki nefes almak güçleşiyor. Fazlasıyla kalabalık ancak niteliksiz
birliktelikler söz konusu. Tüketen, insana bir şey katmayan dahası içsel
zenginliğini körelten bir kalabalık…
İnsanın
zorunlu yalnızlaşma dediğimiz durumu- ki bu acıtıcıdır, insan için zahmetlidir-
hatta belki bir yönüyle mahrum bırakılmışlıktır. İnsandan yoksun olmak acı vericidir
çünkü. Ancak eğer insan yalnızlığı tercih etmişse- ki tercihi yalnızlıktır bu-
insanın kendisiyle baş başa kaldığı içsel zenginliğini kendisiyle
yaşayabildiği, kendiyle baş başa kalma halidir. Bile isteye yalnızlığın
güvenli kollarına çekilmişsek, belki insanın yalnızlığı en büyük zenginliğidir.
Yalnızlığı
tek başınalık olarak anlayanlar da var. Tek başınalık fiziksel bir durumdur ve
içinde çaresizlik dediğimiz nahoş duygular da taşıyabilir. Gerçekten sizden
başka kimse yoktur etrafta. Yalnızlık ise tek başına kalmaktan farklıdır
nitelik olarak. Bu anlamda yalnız insan kalabalıklar arasında da hiç kimseye
temas etmeden, iletişime geçmeden de yapayalnız kalabilir.
Tercihi
yalnızlık, tek başınalıktan kesinkes farklı, kendiyle baş başa kalma, iç
sessizliğini yaşamak, kendiyle sohbet edebildiği, içi dolu bir yalnızlıktır. Mesela
sessizliğin sesini yalnız iken duyabiliyoruz. İlham dediğimiz müthiş iç görüler
yalnız iken bize iner. Yaratıcı düşünme dediğimiz mekanizma yalnızken işler
daha çok. Yalnızlık bir yönüyle de insanın kendisiyle buluşmak, kendisiyle
yüzleşmesidir. Bu büyük bir eylemdir, bir direniştir. İnsanın en büyük
dostunun kendisi olması en büyük nimetlerden biridir. Kendini kendisiyle
zenginleştirmek ve arttırmaktır bu. Belki kendini aşma çabasında zirve nokta.
Günümüz
teknolojisi bilinçli yani tercihi yalnızlığın düşmanıdır. İnsanın kendisine varmasının
önüne dikilen devasa bir engeldir. İmkanları öylesine göz kamaştırıcıdır ki
bazen görünmez olur gibi gelir. Ancak bir duvar gibi insanın kendisiyle
yüzleşmesinin önüne dikilir ve geçit vermez. İlginç olan kişi, binlerce insanla
teknoloji sayesinde etkileşimde bulunmasına rağmen tek başınadır. Somut kanlı
canlı kimse yoktur yanında. Böylece insanlarla birlikte olduğunu sanma
gafletine girer. Oysaki kendisiyle beraber olan hiç kimse yoktur yanında. Varken
yoklar… Başkalarıyla sohbet edip kıtadan kıtaya uçuş yapar gibi an içinde
gezinti yapar, kalabalıklarla hemhal olur. Ama bitince sosyal medyadan çıkınca
en acıtıcı gerçekle toslaşır. Tek başınadır! Kendisiyle de buluşamamaktadır,
dolayısıyla dünyanın kalabalıklığı içinde yalnızlığa mahkûm edilmiş insanıdır.
Hem de kendi eliyle, sosyal medya marifetiyle!
Eğer
bilinçli yalnızlığı keşfedemezsek, kendi kendimizle birlikte olmayı
başaramazsak yalnızlık nimetinin sağladığı özgürlüğü keşfedemezsek acıtıcı tek
başınalıktan kurtulamayız. Dahası kendi özümüzün tözüne varamayız. Kendimizi
gerçekleştirmenin önündeki en büyük engele takılıp kalmış oluruz. Kendi
karanlığımızın labirent misali derinliklerinde kaybolabiliriz.
İnsan
kendi önüne diktiği engeli yine ancak kendisi kaldırabilir. Bazen insan zihnindeki
sesleri, dünya meşgalelerini, sorumluluklarını düşünüp durmaktan kendini
kurtaramadığı bir kısır döngüye düşebilir. Bu dönüyü kırıp, tümüyle varoluşsal
nedenleri üzerine düşünmeye tefekkür etmeye başladığında kendini de keşfetmeye
başlayabiliyor. Sınırlarını tespit etmekle beraber varoluşundan getirdiği
sınırsız ve sonsuz donanımlarını kullanmaya başlayabilir.
İşte
bunun için kendimizi keşfedebilmemiz için kendimizle yalnız kalabilmeliyiz. Kendimizi,
kendi özümüzdeki varoluş ateşiyle eğitmeli, geliştirmeli ve varlığımıza değer
katmalıyız. Belki bir kitap gibi kendimizi okumaya azmetmeliyiz. Değil mi ki
insan Allah’ın bir ayetidir, o halde bu ayeti hakkıyla anlayabilmek için
okumalıyız, tefekkür etmeliyiz hakkında. Bu bizim kendimize verdiğimiz kıymetin
de bir ispatı olacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder