Ana içeriğe atla

Seçimlerimizle sınanmak

   İnsan dilediğini yapabilecek kudrette yaratılmış bir mahluktur. Hayatını şekillendirirken kendisine en güzelini seçmeye çalışır. Azına razı olmaz en fazlasını, en değerli olanını ve sürekli gelecek bir akarı ister. Yaptığı seçimler böylece sayısız kez tekrarlanır. Bazen kendi menfaatine göre sonuçlar doğurur, bazen de hiç ummadığı ve hoşnut kalmadığı sonuçlar verir.  Böylece insan seçimleriyle sınanır. Zira hayat bir seçimler toplamıdır. Hayatın artıları, eksileri, tatlıları acıları bu seçmelerle belirlenir.

    İnsan genellikle tercihlerini yaparken o anki şahsi maslahatına göre karar verir. Kendisine faydası ne ise azami dikkati buna gösterir. Zira insan hep kendine ister. Hatta o kadar bencilce davranır ki elinde olsa tüm dünyayı mahrum eder ama kendine en iyisini, en güzelini, en fazlasını almaya çalışır. Hiç bir insan bu tür zaaflardan soyutlanmış değildir. Her insan bu insani dediğimiz özellikleri taşır ve zaman zaman da hayatın sınanmaları içinde tercihleriyle yüzleşmek, hesabını vermek zorunda kalır. 

İşte böylesi bir yüzleşmelerde en ilginç olan şudur ki; eğer tercihinde isabet etmiş ve azami faydayı görmüş menfaatlerine ulaşmışsa insan sevinçlidir, her şeyi hak etmiş olduğunu kasıla kasıla ilan eder. Olur ki bu seçiminde ezip geçtiklerini, hakkını gasp ettikleri varsa onları hiç düşünmez, aklının ucundan bile geçirmez. Fakat tersi olur da menfaatinin zararına ve isabetsiz davranmışsa bu kez de hararetle bir günah keçisi aramaya ve tüm zararı ziyanı ona yüklemeye çalışır. Ortalığı velveleye verir, kendisinin hiç bir suç ve günahı olmadığına, sütten çıkış ak kaşık olduğuna yeminler eder. Varsa yoksa günah keçisidir sorumlu olan.  

Tüm olay insanın menfaati eksenin döndüğü için sadece kendini düşünen bir insan bir başkasının zararını veya karını düşünmez, düşünmek istemez. Çünkü kimse değil, en çok kendisi layıktır her şeye! Kendisine bir faydası yoksa olan bitenin, kendisinden sonra tufan kopsa yüreği titremez! işte insanı zalimleştiren, sadistleştiren, insanlıktan çıkaran özellikleri burada düğümleniyor. Tek bir kişi için dünyayı ateşe verebilir; tek şartla o kişi kendisi ise!

Ne büyük aldanış ve ne büyük bir zaaf! İnsan kendini tükettiğinin farkına varmaz. Oysaki insan tek başına yaşayan bir varlık değil, aksine başkalarına şiddetle ihtiyaç duyan biri. Böyleyken birlikte yaşadığı toplumuyla aynı menfaatlere ulaşmayı neden düşünmez de hep kendini düşünür? Neden ortalama olmayı düşünmez? Neden herkesle aynı şeylere sahip olmayı veya aynı haklara sahip olmayı istemez? Eşitlik kavramı kendi nefsi söz olunca güme gidiyor doğrusu. Seçkin olma, herkesten bir adım  önde olma ve kayrılma isteği insandaki en yakıcı zaaflardandır. Her şeyi özenle kendine ister ama ortaklar istemez. Peki, çoğunluğun değil de azınlığın ya da bir kişinin menfaatini neden önemser insan? Toplumu bir kişiye feda eden bu mantık toplumsal yaşamı tarumar eden bir yönelim değil midir? Zira azınlığın çıkarı söz konusu olduğunda, insan hayatının üzerinde yükseldiği temeller yamulur. Adalet, eşitlik, hak, hukuk ilkeleri bozulur. herkes bilir ki bozmak ve yıkmak birkaç dakikayı alır, fakat yapmak ve inşa etmek yılları, ömürleri alabilir. 

bu yüzden bir seçim arifesinde seçimlerimizi neye göre hangi ilkelere göre yapacağımızı belirlememiz hayati önem taşıyor. tercih ve seçilerimizi yaparken bir terazi kullanalım, artıları eksileri tartalım. kimseyi hatasız ve kusursuz görmeden, karşımızdakilerin de bizim gibi insan olduğunu hatadan uzak olamayacaklarının bilinciyle  düşünce terazimize en yakın şekilde tartalım. belki seçimimiz yüzde yüz doğruyu vermeyecektir. eksiklikler olacaktır. ancak hiç olmazsa sadece kendimizi bencilce düşünmeden, ülke ve milletimize en hayırlısını seçme niyetinde olarak tercih yapalım. sanırım ki böyle bir niyet seçimlerin sonuçlarını da etkileyebilme kudretinde olacaktır. 

Şunu bilelim ki "Tarih ders almayıştır. Tekerrür etmesi de bundandır." Bu yüzden tercihlerimizi yaparken akıl ve izan ile, basiret ve feraset ile yapmak gerekmektedir. Süreci yaşarken bütünüyle hem kişisel hem toplumsal mesuliyetlerimizin farkında olarak seçim yaptığımızın bilincinde olmalıyız. Dostlar pişmanlık duymayacağınız seçimler yapmanızı dilerim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KURŞUN SESLERİNDEN YANKILAR

       Benim adım Yemame. Beni her gün ekranlardan izliyorsunuz, ama tanımıyorsunuz. Bugün, yıkıntıların arasında yürürken annemin kucağını aradım. Ama annem yoktu… Yalnızca soğuk taşlar ve yıkılmış duvarlar vardı. Her adımımda ayaklarım, molozların arasında sıkıştı, taşlara takıldı. Defalarca düştüm, kalktım, yürüdüm. Nereye gideceğimi bilemeden... Gökyüzü patlayan bombalarla delik deşik, rüzgâr bile korkuyu taşıyordu.      Yiyecek bir şeyler bulmak için arandım… Taştan da sert bir parça ekmek buldum, elimde tuttuğumda ellerim kanadı. Toza bulanmıştı. Ama başka çarem yoktu, onu yemek zorundaydım. Başka çocuklar gibi ben de açım. Susadım… ama su yok. Sadece gökyüzüne bakıp umut etmeyi öğrenmiştim. Kupkuru dudaklarım, duaya durmuş, titriyor...      Babam, dün bombalamalarda yaralananlara yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha gelmedi. Komşularımızın anlattığına göre bir dron saldırısında bombalandı… Onlar babamı aldı benden....

BAŞARMANIN SUÇLULUĞU

       İnsan doğasının, başarıyı kutlamak yerine kıskançlık ve küçümsemeyle karşılama eğilimi maalesef yaygındır. Bu durum ise başarılı olan insanda çok ilginç bir halet-i ruhiyeye sebep oluyor. Buna başarmanın suçluluğu (Survivor's Guilt/Success Guilt) deniyor. Peki, başarılı olmuş bir insanda başarmanın suçluluğu hissi neden ortaya çıkar?      Bir kişi başarılı olduğunda, içgüdüsel olarak takdir ve onay bekler. Ancak bu onay gelmediğinde( ki çoğu zaman gelmeyebilir) veya olumsuz tepkilerle karşılaştığında, zihin bunu bir tür tehlike veya dışlanma sinyali olarak algılayabilir.      Bir şeyleri başarmış insanda başarmanın suçluluğu denilen durum, genellikle şu nedenlerle oluşur:      Başarılı olan kişi, toplumsal bir baskı ve kıskançlıkla karşılaşabilir. Çevresindekilerin (aile, arkadaşlar, meslektaşlar) kıskançlık, eleştiri veya mesafeli davranışları ile karşılaşır. Bu durum, kişinin bilinçaltında "başarıl...

KIRGIN BİR HAYKIRIŞ

  Biliyor musunuz, bugün tanınmaz hale gelmiş sokaklarda yürüdüm yine, bir hayalet, bir canlı cenaze misali... Ayaklarım sivri cam parçalarıyla parçalandı, kanadı. Her bastığımda yer ayaklarımın altından çekilir gibi un ufak olan tozlara dönüştü. Her adımda korkum biraz daha arttı. Annemi aradım ama bulamadım. Ablama seslendim, kimse ses vermedi sesime. Sadece yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş evler, harabeye dönmüş bir şehir vardı. Bir ses var mı diye kulağımı açtım… ama sadece patlayan bombaların yankısı vardı. Kalbim hızla atıyor, aklım deli gibi “Ya bir bomba daha düşerse?” diye soruyordu. İçimde hayatın nüvesi bir kırık umut var... Açlıktan başım dönüyordu, ağzıma sert de olsa bir şeyler koymalıydım. Sırtıma yapışan midemi bir şeyle susturmalıydım. Kum tadı vardı, bulduğum taş gibi ekmek parçasında. Yutkunmak azap gibiydi. Susuzluk boğazımı yakıyordu. Babam… Dün ekmek bulabilmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha dönmedi. Gözüm her bir köşe başına onu görür diye bakı...