Sahne korkum var benim. Herkesin bakışları üzerimdeyken içim dışıma çıkmış, ulu orta yerde cıscızlak kalmışım gibi hissediyorum. İçimdeki huzursuzluk beklenmedik sakarlıklara yol açar. Elim ayağıma dolanır. Mutlaka bir şeyler devirir, kırar dökerim heyecandan...
Başkalarının aksine bende meşhur olma isteği asla baskın olmadı, bu yüzden perde arkasında olmayı tercih ederim. Fazla göze batmayı hiç sevmiyorum fıtratım gereği. Fakat gelin görün ki, kimi zaman yaptıklarınız birilerinin gözünde önem kazandığında projeksiyon altına girmekten kaçamıyorsunuz. Sakarlığa davetiye çıkaran bir huzursuzluk elinizi ayağınızı kilitleyiverir. Gereksiz bir heyecan haddini aşarak doruğa ulaşır. Yüreğinizin ağzınızda çarptığını hissedersiniz. Panikler, ne söyleyeceğinizi bilemezsiniz. Yine de olabildiğince sakin kalmaya ve dışarıya aksettirmemeye çalışırsınız. Fazla ilginin yan etkilerini yaşar tökezlersiniz. Bu fazlasıyla insanî hal utandırır sizi.
Çünkü aslında göze çarpmamak için hep saklanmışsınızdır. Kendi kendinizi motive etmek ve bir başarıya varmış olmak, tamamen içsel potansiyeliniz, capcanlı hayalleriniz sayesinde olmuştur. Okul hayatınız ne kadar başarılı ve parlak olsa da ne hikmetse hiç yeterince taltif edilmediğinizi hissetmişsinizdir. Büyükleriniz siz şımarır, kibirlenirsiniz, ilgi ve iltifattan kendinizi kaybedersiniz diye, belki iyi niyetli bir terbiye ilkesi olarak sizi tebrik etme gereği bile duymazlar. Yine de yakınlarınız iyiliğiniz için bunu yapsalar da başarılarınızın gözlerinden kaçmadığı çoğunluğun hasedinin, çekememezliğinin kadrine de uğrayabilirsiniz.
Kimsenin sizi tebrik edesi yoktur. Sevincinizle sevinmeye niyetleri de... Belki sizin yerinizde olmak istemenin yakıp kül eden kara büyü gibi saran aşırı arzusu, yok etmenin değilse bile yok saymanın sayesinde bir süreliğine yatıştırır kıskanç sineleri.
Belli belirsiz bir farkındalıkla birileri kendilerini rahatsız hissetmesin için, siz de yarım kalan sevincinizle avunursunuz. Zoraki bir itkiyle sevincinizi saklarsınız. Bir yumru gibi oturur boğazınıza yarım kalmışlık hissi. Bir görünmezlik ağının pençesine düşersiniz sonra. Nasıl kurtulacağınızı hiçbir zaman bilemediğiniz...
Sonra... sonrası çok daha vahim. Kendinize olan inancınızı yitirir, heyecanınız bir gül goncası gibi solar. Aslında bir hiç olduğunuzu zannetmeye başlarsınız, bir kısır döngünün korku bukağılarının yumağında debelenirsiniz. Tanrı vergisi yeteneğinizden emin olamadan yeterince iyi yazdığınızdan, ya da iyi söylediğinizden kuşku duymaya başlarsınız. Farklı bir tekdüzeliğe saplanırsınız. Herkesin kabullerinin paralelinde sıkıcı, yürek burkan bir çoraklık hissiyle, duygularınızı, hislerinizi yarım kalan heyecanlarınızı saklarsınız. Fakat o da ne?
Karanlık dehlizlere dolan yer altı sularının binlerce katmanı arasında yol bulup sızan yer altı nehri gibi, bir çıkış bulan yaratıcılığınızın çok özel, çok öznel güzelliği bariz bir şekilde gün ışığına çıkmaya ısrarla devam eder! Artık isteseniz de saklayamazsınız, kuytulara itemezsiniz. Başarabilen herkes gibi siz de başarıyor, yapabilmenin hazzına eriyor ve lime lime edilmiş kendinize güveninizi muhteşem bir kabulle geri alıyorsunuzdur. sonra kendinize ihanet etmekten vazgeçiyor, hayata yeni ve taze bir selam çakıyorsunuz. İçiniz neşeyle doluyor, zira artık neşe ve mutluluğunuz dışarıdan bir yerlere bağlı değil, tamamen sizden kaynaklı, sizin eseriniz... Yaptıklarınız ve başardıklarınızla başkaları değil, siz mutlu oluyorsunuz ya. Bu yetiyor size!
Birilerine imkansız gibi gelen zor bir işi yapabilmek büyük bir lütuf. Siz beklemiyorken kapınızı çalan bir postacı gibi varlığını tekrardan ve daha derinden hissettiren varoluşunuzun biricikliği... Hayattaki rolünüzün ne olabileceğiyle ilgili ilahi bir itki... Ya da coşkun hislerin temaşası ne denebilir ki? Bazen kelimeler yetersiz kalır, içsel konuşmaların suskunluğundaki lezzet anlatılamaz, dillendirilemez ortaya serilemez. Size has bir kutlu yük gibi kalır içinizde...
Yorumlar
Yorum Gönder