Okumak, vazgeçilemez
ihtiyaçlarımdan biri. Okurken tefekkür dünyamı geliştiriyor, aynı zamanda
dimağımın lahuti lezzetleri tatmasını sağlıyorum. Muazzam kazanımlarla dolu bir
okuma ameliyesi insanı bambaşka dünyaları keşfetmesiyle entelektüel birikiminin
zenginleşmesine katkı sağlıyor kısacası. Bu kez beni etkileyen bir cümle
oldu. Ölü Ozanlar Derneği
kitabı,sf.64’teki;
“Hakikat, ayaklarınızı
sürekli açıkta bırakan bir yorgan gibidir.” İfadesi bir anlığına tefekküre
dalmama sebep oldu. Hatta bu dalgınlıktan henüz sıyrılmışken mesai arkadaşıma
soru olarak yönelttim. “Sizce bu cümle size neler çağrıştırıyor?“ diye. Birdenbire böyle bir cümle ile sınanmak
arkadaşımı da düşündürtmeye yetti. Ben tefekkür yoluma devam ettim. Bakalım bu
defaki durak neresi olacaktı? Esasen düşüneceğiniz bir konu bulmuşsanız ve
zihninizde art arda fikirler temayüz etmeye başlamışsa buna ket vurmayın.
Serbest bırakın, akışa uyun ve düşünebilmenin lezzetine varın derim size de
naçizane. Fikrimin ince güllerini dermeye başladım ben de…
Şöyle düşünelim: İnsan, her
günün sonunda güzel bir uykuyla dinleneceğini hayal ederek ve isteyerek
yatağına girer. Esasen uyku bir ihtiyaç olmanın yanında en büyük keyiflerden
biridir. Kimilerinin de zayıflığı… Neyse, dinlenecek, güç toplayacak ve ertesi
günün hayat telaşesine hazır olacaktır. Gel gör ki eğer yorganı kısa ise… Büyük
beklenti ve umutla yatağına dinlenmek üzere giren insan büyük hayal kırıklığına
uğrar. Zira yorganı vücudunu sımsıcak sarmıyorsa, ayaklarını açıkta bırakıp buz
kesiyorsa asla uykuya dalamaz. Dalsa bile uykusu sık sık kesintiye uğrar. (Eminim
birçok kişi ayakları üşüyorken uykuya dalmakta zorluk çeker. Tecrübeyle sabit.)
Bu da dinlenememiş bir şekilde geceyi bitirmesine agresif, huzursuz, neşesiz ve
güçsüz bir şekilde diğer güne başlamasına sebep olur. Yorganın(!) azizliğine
uğrayan insan mutsuz ve agresif bir moralle gününü geçirirken bir sonraki
uykusunu daha sıcak ve huzurlu geçirmeyi hayal etmekten geri durmaz. İnsan bu
durmadan ister, beklentileri bitmez.
Sonra…Düşünce alemim genişledikçe hatırlamaya
başladığım ayetler oldu. Özellikle yeni bitirdiğim Kur’an-ı Kerim Mealinde
hatırladığım bir ayet ile tefekkür edince… bambaşka açılımların adeta
istilasına uğradım. Rabbimiz Sad suresi-55,56.
Ayetlerinde öyle bir ifade kullanıyor ki işin vahametini fark edince büsbütün
buz kesiyor insan! Suphanallah!
Sad Suresi 55-56. Ayetleri: “İşte böyle! Şüphesiz
azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya
girerler. Orası ne kötü bir yataktır!”
Diyanet
meali dışında diğer meallerin birçoğunda da “o ne kötü bir döşektir, ne kötü
bir yerleşim yeridir, ne kötü bir beşiktir, ne kötü bir kalma yeridir, ne
müthiş bir ikametgah, ne kötü bir durak, ne kötü bir konaktır” gibi
ifadelerle tercüme edilmiştir.
İnsanın derin bir hakikatle karşılaşması bazen soğuk duş etkisi yaratır. Bazen,
anlamın hissettirdiği hakikat, tir tir titretir, soğukta olmasa bile… Kaldı ki
insanın arzusu en çok, zor bir günün ve mücadelenin ardından aradığı huzurla,
mutlulukla rahatlayacağı döşeğine uzanıp yatağında kesintisiz bir uyku
çekmektir. Ancak hakikat karşına dikilince işin o kadar da basit olmadığı
görülüyor. Peki bu hakikat ne ola ki? Düşünme ameliyemize devam etme cesareti
gösterelim. Ümit ediyorum ki sonu hayra çıkar…
Dünya hayatı geçici. Bunu her vesile ile görüyor, hissediyor ve yaşıyoruz.
Buna rağmen çok çabuk unutuyor ve dünyaya kazık çakmışız gibi ebedi
yaşayacağımızı vehmettiğimiz anlar, bilinçli ve uyanık anlarımızdan maalesef
daha fazla oluyor. İnsan, nisyanla malul olduğu için unutuyor. Ona bir
hatırlatıcı gelmesi lazım. Bu hatırlatıcı da Halık’ımızın ayetleri. Rabbimiz
bizi uyarıyor defaatle. Mesajının dikkate alınmasını, anlaşılmasını ve
uygulanmasını istiyor. Zira en asgari bir inanca sahip insan bile ölünce dünya
gailesinden ve mücadelesinden kurtulup rahatlayacağına inanıyor veya düşünüyor.
Hatta İslam inancına değil de başka bir inançta olanlar dahi böyle olmasını
diliyor.
Amma velakin Rabbimiz hakikatin öteki yüzünü bizlere gösteriyor. Dünya
hayatı boyunca Rabbinin ilahi uyarısını duymamış veya duymak istememiş, duysa
bile arkasını dönüp gitmiş her inkârcının acı sonunu hatırlatıyor. İşte
böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır.
Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!”
Dünyayı ölümle terk ettikten sonra bazı insanlar için rahatlık veya ebedi
uykunun olmadığını açık ve bariz hatırlatan bir uyarıdır bu. Aciz bir insanın
eserinde hakikatin bir yüzüne tanık olmuşken öteki veçhesinde ise Alemlerin
rabbinin uyarısıyla karşılaşmış olduğumu idrak ediyorum böylece. Elbette her
insan, düşünmeye başladığı zaman fikriyatının uçsuz bucaksız alemlere doğru yol
aldığını da fark edecektir. Çünkü insan bu donanıma sahiptir. Bu yüzden dostlar,
dünyada iken bile rahatlığı dinlenmeyi ve rahat bir uyku uyumayı istediğimiz ve
özlediğimizin farkında isek, ebedi hayatımıza ölümden sonra kavuşacak oluşumuzu
ve orada da rahat bir döşek ve yatak isteyeceğimizi, buna ihtiyaç duyacağımızı
unutmamamız gerekmektedir. “O ne kötü döşektir!” İhtarına muhatap olmadan,
Altından ırmaklar akan atlas döşeklerle döşenmiş Cennet varken, kötü yatak olan
cehenneme niçin yaslanalım? Bundan kurtuluşun yolu da Rabbimizin ilahi Kelamına
ve emirlerine uygun bir hayat yaşamaya çalışmaktan geçiyor ki sonrasında rahata
erebilelim. Hakikate talip olanlar mutlaka hakikate ulaşacaklardır.
Yorumlar
Yorum Gönder