İnsan… muazzam donanımlarla yaratılan velakin bu
donanımlarının çoğu zaman farkında bile olmadan heba eden mahluk… Eşref-i
mahlukat… Ancak şerefinin nerede saklı olduğundan bihaber. Çoğu insan Hz.
Peygamberin dediği gibi dünya hayatını bir rüyada imiş gibi yaşar, maalesef
ölünce uyanır.
Oysaki Allah, yeryüzünün halifesi olarak görevlendirdiği
insandan, yeryüzünde Allah’ın hakimiyetini tesis etmesi gibi çok önemli kulluk
görevi vermiştir. Bu görev o denli ağırdır ki, yerler, gökler, dağlar
kaldıramamış ama insan bunu yüklenebilme cesareti gösterebilmiştir. Neyse ki
insanı yoktan yaratan Rabbi insanı bu mücadelesinde başarılı kılacak
yetenekler, özellikler, donanımlarla programlayıp dünyaya indirmiştir. Elini
güçlendirmiş ve aciz, aciz olduğu kadar zayıf, zayıf olduğu kadar zalim insana
tüm eksiklik ve zaaflarıyla baş edecek gücü de ilham etmiştir. Böylece insan
isterse melekleri bile aşabilecek bir yüceliğe gelebilecektir. Aynı şekilde
insanlık çizisinin altına, yani esfel-i safiline de çakılabilecektir. Seçim
yine insana kalmıştır.
İnsan denen mahlukta Yaratıcı öyle büyük şaheser yaratmıştır
ki insan insan olalı hala bu Rabbin şaheserinin sırlarının bütününe vasıl
olamamıştır. İnsan kendinden bigâne kalmıştır tabiri caiz ise. Çünkü
yaratılışında bulunan menfi özellikleriyle yeryüzünde adalet sağlaması
gerekirken ayrımcılık, bir diğerini yok saymalar, tek tipçilik dayatmalarıyla
vahşilikte eline su dökülememektedir. Öyle ki insanın kendi eliyle yaptığı
haksızlık ve zulümlerle fırsat eşitsizliğini kendisi ortaya çıkarmaktadır.
Maalesef insanın yıkıcı, yok edici, yok sayıcı tarafı gittikçe güçlenmiş artık
kendinden bir şey umamayacak derecede ümidi kesmiştir insan.
İnsan önce tabiatı kendine boyun eğdirmekle başlamış ve her
başarısı sonrasında azgınlaşarak tahrip gücünün alanını genişletmişti. Son
kıyamet çeyreği bu yüz yılda ise uzayı parsellemeye, dünyayı yok oluşa mahkûm
ettiğinden kaçacak gezegenler bulmaya yoğunlaşmıştır. Tüm gücünü fıtratının
tersine işletmekte olan insan gittikçe Yaratıcısının muradından da
uzaklaşmakta.
Oysaki insan için imkanlar tükenmemekte ve eğer seçimini
doğru olandan haktan yana yaparsa yepyeni yollar, imkanların bahşedileceğini
görebilecektir. Yıkıcı olan insan yapıcı yanını güçlendirirse, hep bana diyen
bencil yönünü başkalarıyla paylaşmaya çevirirse, kendisine istediği kadar başka
insan kardeşlerine ve hatta tüm mahlukatın da hayrına isterse… İşte o zaman
dünyanın panoraması değişmez mi? Ölümden sonraki cenneti arzulayan insan, doğru
davranmak ve sorumluluğunu bihakkın yerine getirmekle dünya hayatını da cennete
çeviremez mi? Pek tabi. Ancak bunun için kötülük ve yıkıcılıkta gösterdiği
çabanın fazlasını göstermek, kararlı ve azimli olarak iyilikte yarışması
gerekmektedir. Herkese malumdur ki yıkıcılık için birkaç saniye bile
yeterlidir. Ancak yapmak için, inşa etmek için belki bir ömür ve daha fazlası
gerekmektedir.
İnsan uzayı keşfedip parsellemeye ağırlık vereceğine kendi
derinliklerinin keşfine çıksa çok daha büyük bir fetih gerçekleştirmiş olur. Bu
araştırma yapmasın, merak etmesin, keşfetmesin anlamında değil. Bunları
yaparken kendini de geliştirsin, fıtratında gizli kalmış imkanlarını bulup
çıkarsın ve insanlığın hizmetinde kullansın. Bunu başarabildiği oranda kendini
aşacaktır insan. İnsanlık çizgisinin aşağısını değil, melekleri aşan mertebeyi
amaçladığında kendindeki ilahi güç ve yardımı da temaşa edebilecektir.
Yaratıcının insana bahşettiği hikmet gereği insan medeniyet oluşturmada bunca
yol almıştır. İnişleri çıkışları oldu olacak insanın, ama her daim doğru olanı,
hak olanı, adaletli olanı da hayatına hakim kılmayı bilecektir. Esasen
dünyadaki tüm mücadele de bu anlamdaki hak-batıl mücadelesi değil midir?
İnsan isterse engelli bir birey bile olsa özür sahibi de olsa
kendini aşabilir. Uzuv engelinin kısıtlamalarını bile çabasıyla aşabilir.
Görmeyen gözleri yerine parmaklarına gördürebilir mesela. Her gün kendini bu
anlamda geliştirip aşan insanların hikayeleriyle tanışıyoruz. Her biri bize
aslında insan için imkânsız denen olgunun olmadığını hatırlatıyor. Fıtratının
derinliklerinde tüm yetersizliklerini giderecek, var olan potansiyelini son
raddede kullanabilecek imkânın orada var olduğunu görebilecektir. Çünkü
Yaratıcı herkese eşit bir benlik bilinci vermiştir. Artık insana düşen kendini
gerçekleştirmek için önce nefsinden işe başlamasıdır. Ölümlü varoluştan,
ölümsüz varoluşa yol alırken insana düşen en önemli seçim şu olsa gerek; iyi
bir insan olarak mı yoksa kötü eserler bırakacak bir insan olarak mı var edecek
kendisini?
Yorumlar
Yorum Gönder