Ana içeriğe atla

İnsanın bitmeyen Arayışı

 

İnsan hep bir arayış içerisindedir. Dünyaya gözünü açtığı ilk andan itibaren başlayan sancılı yolculuğu müebbet sevgi ve huzuru bulmaya yönelik gibi görünür. Dünyada bir sürgün gibi yaşar. Varoluş acıları çeker ve lakin arayışlarının bittiği bir limana demir atamaz.

Kendinden emin değildir, her şey yanılsama gibi gelir. Bazen hakikatin var olup olmadığını bile sorgular. Kesif bir belirsizlik sisi içinde kayboluşları deneyimler. Yine de sever dünyayı, bitimsiz mücadelesini, kaygılarını, lezzetlerini…. Acısından bile yüksünmez. Sırtını kolay kolay dönemez dünyaya.  Ne de olsa sürgün mahalli, ona ebedi mekânı imiş gelir nice aldanışlarla.

Genellikle de Rabbini bulamadığı ya da bir Rabbi olup olmadığı konusunda zihnini meşgul etmediği zamanlarda bu kaotik yabancılaşma, kendini ve gerçekliğini yadsıma durumu kronikleşir. Adeta kendi içine çöken bir kara delik misaline döner insan. Anlamsızlığın labirentleri umutsuzluk boca eder, çırpınış ve emeklerinin boşa gidiyor hissini verir. Ruhunun boğuluşlarla can çekişircesine azap çekmesi dünya günleri dar eder. Sonuçsuz bir devinimle yokluğa mahkûm olduğunu zanneder. Bu da tarifsiz acılar içinde bocalatır insanı. Vesvese verici şeytanı ve nefis denilen kendi iç sesinin fısıltılarını da unutmamak lazım gelir. Bu fısıltılarla dünya üzerindeki yolculuğunda hakikatin epeyce uzağına düşebilir. Özellikle de kendisini bir amaca binaen yaratan bir yaratıcısı olduğunu düşünemediğinde... Yahut aklına gelse bile düşünmekten kaçınması durumunda, karanlıklara yuvarlanır.

Rabbinin rahmet nazarlarından uzaklaşmış bile olsa arayış ve çırpınışları ebedi sevgiyi bulmak üzerinedir. Durmaksızın sevgiyi, rahmeti arar insan. Kendisi gibi kulların, kendisine sunabileceklerinin kısıtlı olması, tüm mahlukatın, emrine amade de olsa dilediği ve arzu ettiği derecede ruhunu doyuracak sevgiye ve şefkate ulaşamadığında bilir bunu. Fakat bilinçsiz arayışlar sürmektedir. Ne zaman ki bilinçli farkındalığıyla arayışa geçerse o zaman farklı yolları keşfeder.

Bu farkındalığı geciktiği sürece mutsuzluk ve kayboluşu da sürer insanın. Çoğu insanın arayışı bir hedef bulamaz. Bomboş heveslerle heba olur koca ömür. Aldanışlar içinde yaşar, aldanışlar içinde kendini yok sayarak ölür.

Aslında insan Rabbini ve onu rızalığını aramaktadır da bunu fark edememektedir. Ruhunun asıl sahibini… Donanımlarının, yeteneklerinin, insanı insan yapan niteliklerinin makamını… Yerin ve göğün Rabbini.

Aradığının ve O’nu bulma serencamının farkındalığını elde ettiğinde ise… İşte o zaman mucize gerçekleşir. Anlamsız gelen her şey, olgu, olay ve deneyimler birer birer anlam kazanır, hakikat içinde müşahhas yerini alır. Rabbinin rahmet nazarlarıyla onun gözetiminde yol almaya başlar ve kendini aşmış insan hem dünyaya ve hem de sonraki hayatın gerçekliğine uyanır. Sevgi ve imanla Rabbine yöneldiğinde her şey mümkün olur. Hiçbir şey imkânsız değildir artık… Asıl sonsuz hayat insan için işte o zaman başlar. İste! İstediğin sana verilecektir!

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KURŞUN SESLERİNDEN YANKILAR

       Benim adım Yemame. Beni her gün ekranlardan izliyorsunuz, ama tanımıyorsunuz. Bugün, yıkıntıların arasında yürürken annemin kucağını aradım. Ama annem yoktu… Yalnızca soğuk taşlar ve yıkılmış duvarlar vardı. Her adımımda ayaklarım, molozların arasında sıkıştı, taşlara takıldı. Defalarca düştüm, kalktım, yürüdüm. Nereye gideceğimi bilemeden... Gökyüzü patlayan bombalarla delik deşik, rüzgâr bile korkuyu taşıyordu.      Yiyecek bir şeyler bulmak için arandım… Taştan da sert bir parça ekmek buldum, elimde tuttuğumda ellerim kanadı. Toza bulanmıştı. Ama başka çarem yoktu, onu yemek zorundaydım. Başka çocuklar gibi ben de açım. Susadım… ama su yok. Sadece gökyüzüne bakıp umut etmeyi öğrenmiştim. Kupkuru dudaklarım, duaya durmuş, titriyor...      Babam, dün bombalamalarda yaralananlara yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha gelmedi. Komşularımızın anlattığına göre bir dron saldırısında bombalandı… Onlar babamı aldı benden....

BAŞARMANIN SUÇLULUĞU

       İnsan doğasının, başarıyı kutlamak yerine kıskançlık ve küçümsemeyle karşılama eğilimi maalesef yaygındır. Bu durum ise başarılı olan insanda çok ilginç bir halet-i ruhiyeye sebep oluyor. Buna başarmanın suçluluğu (Survivor's Guilt/Success Guilt) deniyor. Peki, başarılı olmuş bir insanda başarmanın suçluluğu hissi neden ortaya çıkar?      Bir kişi başarılı olduğunda, içgüdüsel olarak takdir ve onay bekler. Ancak bu onay gelmediğinde( ki çoğu zaman gelmeyebilir) veya olumsuz tepkilerle karşılaştığında, zihin bunu bir tür tehlike veya dışlanma sinyali olarak algılayabilir.      Bir şeyleri başarmış insanda başarmanın suçluluğu denilen durum, genellikle şu nedenlerle oluşur:      Başarılı olan kişi, toplumsal bir baskı ve kıskançlıkla karşılaşabilir. Çevresindekilerin (aile, arkadaşlar, meslektaşlar) kıskançlık, eleştiri veya mesafeli davranışları ile karşılaşır. Bu durum, kişinin bilinçaltında "başarıl...

KIRGIN BİR HAYKIRIŞ

  Biliyor musunuz, bugün tanınmaz hale gelmiş sokaklarda yürüdüm yine, bir hayalet, bir canlı cenaze misali... Ayaklarım sivri cam parçalarıyla parçalandı, kanadı. Her bastığımda yer ayaklarımın altından çekilir gibi un ufak olan tozlara dönüştü. Her adımda korkum biraz daha arttı. Annemi aradım ama bulamadım. Ablama seslendim, kimse ses vermedi sesime. Sadece yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş evler, harabeye dönmüş bir şehir vardı. Bir ses var mı diye kulağımı açtım… ama sadece patlayan bombaların yankısı vardı. Kalbim hızla atıyor, aklım deli gibi “Ya bir bomba daha düşerse?” diye soruyordu. İçimde hayatın nüvesi bir kırık umut var... Açlıktan başım dönüyordu, ağzıma sert de olsa bir şeyler koymalıydım. Sırtıma yapışan midemi bir şeyle susturmalıydım. Kum tadı vardı, bulduğum taş gibi ekmek parçasında. Yutkunmak azap gibiydi. Susuzluk boğazımı yakıyordu. Babam… Dün ekmek bulabilmek için dışarı çıkmıştı. Bir daha dönmedi. Gözüm her bir köşe başına onu görür diye bakı...