Alacakaranlık… Çıt bile
yok. Felaketin kopmakta olduğunu hissettiren bir ağırlık var yürekte. Yoğun ve
anlamlandıramadığım bir gerginliğin şiddet katsayısının yükseldiğini
duyumsuyordum. Amma velakin nasıl ve nerede bir kıyametin kopacağını
bilmiyordum. Bilemezdim. Sessiz ve ansızın oluverirdi her zaman. Kimsenin
hiçbir şeyi beklemediği anlarda hayat alt üst oluşları deneyimlerdi. Beklemiyor
ama hissediyordum. Bir şeyler değişecekti ve artık hiçbir şey bir gün öncesi
gibi olamayacaktı. Bu yüzdendi belki gece namazına kalkışlarım. Uzun uzun
dualarda bulunuşum o günlerde. Sığınılacak tek makama sığınışım bilinçli ya da
daha çok bilinçsizce…
Kıyametin provası
başladı ansızın… Derin uykular bölündü. Son vedalara vakit kalmadı. Cehennemi
andıran bir güne doğduk, çoğumuz öldük. Zilzal suresi inzal olmuş, Rabbin emri
gelivermişti işte! Nefsin gayyalarından kıyamete uyandırıldık. Kimi uykuda,
kimi secdede, kimi derin ızdıraplar içindeyken yakalandı bu büyük dehşete... Yürekler
acıyla, hasretle, pişmanlıkla doldu. Geçiciliğin veçhesi netleşti nazarlarda.
Ebedi olana yaklaşmış ve onu tecrübe ediyorduk.
Saat 4.17'de kıyametin
provasını yaptık. Rabbimizin uyarılarının ne denli hakikat olduğunu bir kez
daha anladık. Tarif edilemez bir dehşetin kollarında kıyamete dek
süreceğini sandığımız sarsıntılar bitmek bilmedi. Depremin üssünün tam da
evimin altında olduğunu ve artık dünyadaki ömür mühletimin sonuna geldiğini
düşündüm. Yapabildiğim tek şey Rabbimi ululamak ve şehadet getirmekti. Allah’u
Ekber! Binanın çıtırtıları artar, yüreğime tarifsiz dehşeti salarken
sığınılacak tek merciye sığınmıştım. Korkuyordum, güçsüzdüm, çaresizdim. Kimse
kimseye koşamıyordu. Yan odadaki çocuklarımı, eşimi ailemi kaybedeceğimi ya da
hepimizin birlikte ölümle buluştuğumuzu o an anlamış olmak ve artık kaçınılmaz
sonu düşünebilmek… Kelimelerin tarif edemediği bir hal idi. Nasıl ifade edilir
ki…
Sonsuzluk gibi gelen
süre sonunda bitmişti. Ancak getirdiği yıkımı zaten biliyor olmak büyük bir
korkuya salıyordu beni. Ki şimdilik hayattaydık ama acaba taş taş üstünde
kalmış mıydı? Yine de zelzele durur durmaz birbirimizi bulup hemen kendimizi
dışarıya atmaya çalıştık. Dehşet hissim kapının açılmadığını gördüğümde ve
kapıyı zorladığımda daha çok arttı. Kapı sıkışmıştı. Yine de can havliyle
kapıyı yukarı doğdu ittirip açabildim. Dışarıya çıkmaktan başka çaremiz yoktu
ama merdivenlerin hali korkumuzu arttırıyordu. Mermerler dökülmüş, duvarlarda
derin çatlaklar vardı. Duvarlar birbirlerinde ayrılmıştı. İki katı aşağı
inerken bir an dışarıyı bile göremeyeceğim geldi aklıma. Ölüm o kadar yakın, o
kadar sıcaktı ensemde.
Yine de hâlâ hayata
olmamdan olsa gerek arı gibi vızıldayan zihnimde bin bir türlü düşünce de
geçiyordu. Fakat aklıma en çok artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı
geliyordu. Ailemin tam ve eksiksiz olduğuna bakıyordum bir yandan da. Buna hamd
etmek de bir nasip işiydi. Bir aradaydık ya sorunlar aşılırdı. Acılar unutulur,
yaralar kapanabilirdi. Birlikteysek her şeyin üstesinden gelirdik. Cana zeval
gelmesin yeter ki! Her şeyin asıl sahibine yönelmiştik hepimiz. Emaneti verene, imtihan edene ve sonsuz
rahmete sahip olana… Gidecek başka makam yoktu ki!
Dışarı çıkıp sanki
arafta bekleşen mahşer halkı gibi beklerken, bir deprem daha oldu. Alaca karanlıkta
binaların tüy gibi sallandıklarını faltaşı gibi açılmış gözlerle seyrettik.
Haberler depremin Maraş’ta olduğunu ikinci depremin ise Gaziantep’te olduğunu
söylüyordu. Urfa gibi üçüncü deprem bölgesini bu kadar sallayan bir depremin
yıkımını hayal etmek çok acı vericiydi. Asrın felaketi işte bulmuştu bizi. Buna
sebebiyet verenler nedamet getirmiş miydi acaba? Yaptıklarımızın bir kısmını
bize tattırmıştı yerlerin ve göklerin Rabbi, ders alan olacak mıydı? Yoksa yine
gaflet yine gaflet mi olacaktı?
Biraz kendimize gelip
daha aklı selim düşünmeye başladığımızda bitmeyecek gibi gelen sürenin
gerçekten de bir buçuk dakika gibi çok uzun bir süre olduğunu öğrendik. O
zamana kadar bildiğim, duyduğum ve yaşadığım depremlerin aksine çok uzun bir
süreydi! Anların sonsuzluk gibi uzayabileceğini idrak ettim!
Bir anda kendi
yurdumuzda mülteci olmuş gibiydik, gidecek daha güvenli bir yerimiz yoktu,
sokaklara düşmüştük. Evimizin yakınındaki parkta yağmurun altında bekleşirken
çoğunluğu Suriyeli olan halkı, o an, o dakika çok daha iyi anlamış oldum. Ve
aklıma bir ayet geldi… “…Bu günler, öyle günlerdir ki onları insanlar arasında
döndürür dururuz…” Al-i İmran suresi- 140
Gün ortasında eve
korkarak girip namaz kıldık. Birkaç ihtiyacımızı alalım derken üçüncü kez aynı
dehşetteki depreme yakalandık. Artık bu son dedim. Her şeyin sonu geldi. Bu
sarsıntıyla ayakta duramaz bina, biz de altında kalacağız diye geçirdim
içimden. Yine alemlerin Rabbine sığınmanın dışında hiçbir şey gelmedi
elimizden. Helak olmayı hak etmişsek kaçınılmazdı bu helak. Vaat edilen ölümün
gelmesi an meselesiydi. Sadece imanlı ölmeyi diliyordum artık. Mal, mülk hiçbir
şey gözünüze gelmiyor o anda. Eminim herkes böyle hissetmiştir. Giderse gitsin
diyorsunuz. Ama evlatlarım, kardeşlerim, sevdiklerim imanlı ölelim de başka
hiçbir şey lazım değil…
Kendimizi dışarı
attığımızda yağmur şiddetini arttırmıştı. Soğuk iliklere kadar işliyordu. Ancak
biliyordum ki Rabbim bir fırsat daha vermişti bize. Şimdi soğuktan, yağmurdan
şikâyet mi edecektim? Buna hakkım olamazdı. Bu fırsatı kaçıranları, ölüme
habersizce gidenleri, enkaz altında olanları düşündükçe, sanki hiçbir şey
istemeye hakkım yokmuş gibi hissediyordum. Yaşadığım için suçluydum sanki.
Fakat bunun da vesvese olduğunun idrakinde idim. Rabbim lütfetmişse…
Akşama kadar bir
parkta, bir yakınlardaki camiye yüzlerce kişiyle birlikte sığınmaya çalışırken
ne kadar aciz, güçsüz ve çaresiz olduğumun ayırdına varmıştım. Aynı zamanda
sanki tüm dünya benimle aynı hal, his ve acı içinde olduğunun idrakinde olarak
büyük bir teslimiyet duygusuyla sadece Rabbimi zikrediyordum. Dünya telaşesi,
iş güç koşuşturması sonlanmıştı. Şimdi yerler ve göklerin sahibi
zikrediliyordu. Yüreklerde ve dillerde başka kelam yoktu.
Unutan insana aslını
hatırlattı Rabbim. Kendine gelsin, nedamet getirsin, hayatın ve ölümün
veçhesini asıl manasıyla tekrar idrak etsin diye bir kez daha fırsat verdi,
lütfetti. Hayatını kaybedenler amelleriyle ne kazanmışlarsa öyle huzuruna
vardılar. Onlar için defter kapandı fakat defteri kapanmayan bizlerin daha çok
imtihanları olacak. Vazife ve sorumlulukları hakkıyla yerine getirmek için
belki son bir fırsat daha verildi bize… Bu ilahi lütfu hakkıyla kullanabilmeyi
ve yüreğimizdeki iman ile yüzümüzün akıyla Rabbe kavuşmak nasip olsun. Tüm
milletimizin başı sağ olsun. Ölenlere rahmet, kalanlara sabr-ı cemil niyaz
ediyorum. Hep birlikte bu zorlu günleri birbirimizin yarasına merhem olmaya
vesile olarak atlatmayı diliyorum. Rabbim rahmetini esirgemesin üzerimizden…
Yorumlar
Yorum Gönder