Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KÖR, SAĞIR VE DİLSİZ DÜNYA

       Dünya, bazen suskun bir mezarlığı andırır. Ses çıkmaz; yalnızca toprağın altından duyulan o derin sessizlik yankılanır. Gazze’de yaşananlar da böyle bir sessizliğin içinde yankılanıyor. Kanla yoğrulmuş topraklarda, bebeklerin yanağından süzülen gözyaşı artık yalnızca bir çocuğun acısını değil, insanlığın tükenmişliğini temsil ediyor.      Bir avuç Gazzeliye hayat hakkı tanımayan bir dünya, kendi vicdanının ağırlığı altında eziliyor. Görmezden gelen gözler, duymayan kulaklar, suskun dudaklar... İnsanlık, kendi sessizliğinde kaybolmuş gibi. Oysa bu sessizlik bir teslimiyet değil, bir utanç olmalıydı. Çünkü suskun kalmak, zulme ortak olmak demektir. İdamı bekleyen on binlerce masumun hesabını nasıl verecek bu dünya insanlığı?      Yükselen haykırışların içinde hâlâ bir umut kıvılcımı var elbette. Yücelerin de bir planı var. Her olup biten şey, canavarlaşan insanların yapıp ettikleri olacak değil. Onlara sadece m...

el- Cevap

           Değerli okuyucu, “İnsan denen meçhul” yazıma yorumunuzda; "Hallac-ı Mansur “Enel hakk” derken insan olmanın neresindeydi? Yahut beşer, insan diye sınıflandırırken arafta kalanlara ne denir? Cisimden ayrılırsam ruhum tek başına neyi ifade eder?" diye soruyorsunuz.      Aslında bu soruların cevap makamı olarak görmüyorum kendimi. Eminim bu sorulara mükemmel cevaplar verebilecek alimlerimiz vardır. Ben onlardan değilim belki. Ama yine de düşüncelerimi paylaşmakta fayda görüyorum. İnsanı, tabiatı ve olayları okurken Rabbimizin ilahi kitabı ışığında okumalı, anlamalıyız. Bunun için gayret göstermeliyiz. Dolayısıyla haddini aşan söylemleri değil, ilahi vahiy olan Kur’an Kerim’in ayetleri üzerinde derinlemesine düşünebilmeliyiz. Hallac-ı Mansur’un bu sözünü de Kur’an ayetleri ışığında değerlendirmeliyiz.      “Enel hakk” yani “Ben Hakk’ım” derken Allah’ın eseri ve kulu olduğunu izhar etmişse, Allah’tan geldik All...

ZAMANI AŞAN SEZGİ

       Kız kardeşimle fena halde bozuşmuştuk. Bağırışlarımız apartman boşluğunda yankılanıyor, adeta birbirimizin saçına başımıza yapışıyorduk. Annem, bizi ayırmak için nihayet o meşhur ve etkili tehdidini savurdu: "Eğer şimdi durmazsanız, akşam babanıza her şeyi anlatırım!"      Bu cümleyle olduğumuz yerde donup kaldık. Birbirimize dolanmış parmaklarımız istemsizce gevşedi; gözlerimizden nefret okları saçarak köşelerimize çekildik. Bir süre kendi iç muhasebemize daldıktan sonra, annemin mutfaktan gelen çağrısıyla yanına gittik. Hiçbir şey olmamış gibi, sessizce yan yana oturup sarma sarmaya başladık.      Bu olaydan bir hafta sonra kız kardeşimin bir arkadaşı bize geldi. Aradaki gerginlik nedeniyle yanlarına gidip oturmam mümkün değildi ama yine de "alicenaplık" yapıp hazırlıklarına yardım etmiş, hatta onlar için bir de poğaça pişirmiştim.      Vakit gelip misafirimiz kalktığında, aramızdaki kavgad...