Hayat durmaksızın yol alan bir su misali gibiydi. Tutmaya asla güç yetiremediği. Ardından koşup yakalayamadığı. Bir hayal, bir illüzyondu görünenler sanki. Ne tekneler görmüştü ne devasa büyüklükte gemiler... Birçoğu gömülüp gitmişti sulara, engin denizlere. Bir kısmı karaya oturmuştu, halinden hayır gelmeyecek bir paramparça olmuşlukla. İçlerinden ifrazat sızdıranlar da vardı, geçmişin küfü olan yosunların çürüttükleri de. Ne vaatlerde bulunmuşlardı ona. Yanından hiç ayrılmayacağını zannettiği çocukları, dostları, yarenleri... Fakat şimdi kimseyi bulamıyordu. Defaatle arasa da “özledim gelin artık.” dese de duyan yoktu sanki. Vefasızlık, güçlü ve geçerli bir nedene dayamıştı sırtını, kimseye minnet etmiyordu artık. Kimsenin kimseyle bir ilişiği kalmamış gibiydi. Dünya meçhul bir cendereye konulmuş gibi sıkıntı veriyordu yaşlı yüreğine. Nerede o eski günlerin sadakati, vefası, şenlikleri… ...